28 Ekim 2015 Çarşamba

1 Kasım Seçimleri: 'Güvenli Bölge', IŞİD ve PYD

Türkiye'nin kötü giden dış politika hamlelerini düzeltmesi için bazı hamlelerde bulunması gerekiyor. Türkiye'nin Ortadoğu'da sorunsuz barınmasının yolu iç dinamiklerini sağlamlaştırmayla olacaktır. Türkiye Suriye konusunda okyanus ötesindeki yada Alplerin eteklerinde yaşayan hükümetler gibi tepki vermesi Türk dış politikası açısından felaketle sonuçlandı. Ama göremediği bir şey oldu. Komşu gürültü bile çıkarsa, rahatsız olacak kişi farklı mahalleden olmayacaktı. Rahatsız olacak kişi o olacaktı ve öyle de oldu. Türkiye komşusu Suriye'de ki iç savaştan ötürü rahatsız. Gürültü döndü dolaştı evimize girdi. Bu hem IŞİD eliyle, hemde PKK, dolaylı olarak da PYD eliyle oldu.

El Kaide'nin 2003 İstanbul Patlamalarından sonra nasıl El Kaide terörüne ülke içinde sessizce müdahalelerde bulunup, hücrelerini basıp, operasyonlarda bulunduysak; şuan IŞİD'e karşı da bu son zamanlardaki gibi operasyonlarda bulunmalıyız. Aslında IŞİD'in ülkemize sıçrayacağını 2014 yılındaki Türkiye Musul Başkonsolosluğu saldırısı sonrasında hepimiz anlamalıydık. En azından devleti yönetenler bunu anlayacak kudreti göstermeliydi. Konsolosluk çalışanlarının Türkiye'ye getirilmesinin abartılması kadar IŞİD sorgulansa ve karşısında tavizsiz durulsaydı bunlar olmayabilirdi.

Türkiye Suriye'de ki tüm muhalif gruplara çeşitli tavizler verdi. Bunlar için de IŞİD'de vardı, El Nusra'da, PYD'de. PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD ile devlet olarak ilk resmi görüşmeyi yapan ülkenin Türkiye olduğunu ve şuan PYD'nin Suriye'nin kuzeyindeki yapılanma ve kantonlarına karşı Türkiye'nin politikalar ürettiğini görünce tabi ki insan hayret ediyor. Ekim 2014'te yani bundan tam bir sene önce, PYD'nin eş başkanı ile görüşen Türkiye görünürde bazı şartlar sundu. Öyle veya böyle PYD ile ya anlaşamadılar yada PYD 'koalisyon uçaklarının hava saldırılarına kara desteği verme' fikriyle ABD ile anlaştı. PYD Esad ile işbirliğinden ötürü hiçbir zaman Esad güçleriyle çatışmadı ve Suriye'de başlayan olaylar şiddetlenmeye başlar başlamaz, Suriye Ordusu Suriye'nin kuzeyinden askeri gücünü çekti. Bunu PYD ve Esad kaynakları da dillendirmişti. Suriye'nin kuzeyi hükümetin de dediği gibi bizim yani Türkiye'nin 'ulusal güvenlik meselesi'. Şuan sınırdaki tek IŞİD bölgesi olan Azez-Cerablus arasındaki bölgeye Başbakan'ın açıklamasına göre PYD sokulmayacak. ABD ve Rusya ile anlaşıldığı söyleniyor. IŞİD olacağına PYD olsun diye düşünen arkadaşların bazı şeyleri görmeleri gerekiyor. Türkiye orada IŞİD'in varlığını da kabul etmiyor, etmeyecek de. Şuan için o bölge planlanan 'Güvenli Bölge' alanı. Yani orası PYD'nin eline geçerse, Suriye sınırı PYD'nin yani PKK'nın kontrolüne geçecek demektir. PKK'nın ülke için tehdit boyutunu düşününce ve Suriye sınırının da Türkiye'nin en uzun sınırı olduğunu bilince, tehlikenin boyutlarını daha rahat görebiliyoruz.
PYD'nin Suriye'deki kontrol ettiği bölgeler ve olası 'Güvenli Bölge' alanı  
Güvenli Bölge Planının gerçekleşmesi şuan Türkiye'nin en büyük sorunu olan terör (IŞİD veya PKK) belasını frenlemesi için biçilmiş kaftan. Aynı şekilde bu plan ile Türkiye'de ki Suriyeli mülteciler sorununu da (Güvenli Bölgeye yerleştirilecek Suriyelilerle) belli bir oranda frenleyecektir. Bu plana İngiltere ve Fransa'nın açık desteği söz konusu. Ama son sözü Amerika Birleşik Devleri söyleyecek ve tabi ki piyangodan çıkan Rusya. Türkiye güvenli bölge taleplerini kabul ettiremezse dahi bu Azez-Cerablus arasındaki IŞİD kontrollü bölgeye bir şekilde müdahale edecektir/etmelidir. Eğer ki 'anlık' bir dış politika uygulamıyorsak ve Türkiye'nin geleceğini düşünüyorsak, burası PYD'nin kontrolüne geçmemelidir.

Genel olarak HDP ve PKK safları o bölge PYD'nin elinde olursa IŞİD ülkeye giremeyecek algısı oluşturuyor. Anlamamız gereken şey şu ki; PYD Azez-Cerablus arasındaki bölgeyi de alır ve kantonları birleştirirse, şuan için bir sıkıntı olmayacaktır belki de. PKK'nın şuan rahatça saldırılarda bulunamamasının en büyük sebebi de, belli bir gücünün Suriye'deki PYD saflarında olmasındadır. Ama dış politikayı da 'anlık' düşünemeyiz. Bu bölgenin PYD'nin kontrolüne geçmesi belki beş, belki on beş yıl sonra Türkiye'yi nasıl etkileyecek diye kendimize sormamız gerekiyor.
PYD kontrolündeki bir bölgeden.. (PKK ile PYD ayrıdır diyenlere küçük bir örnek)
Her halükarda bu bölge IŞİD'den de PYD'den de temizlenmelidir. Bu mesele AKP veya CHP meselesi değil, bu mesele Türkiye'nin geleceğinin meselesidir. Bu temizlik ise alenen savaş anlamı taşımıyor. ABD ve koalisyon güçlerinin hava saldırılarıyla PYD'nin karadan desteği nasıl PYD'ye kanton oluşturduysa, Türkiye'de bunu yapacaktır. Türkiye şuan ABD ve koalisyon güçlerinin hava desteğini alır ve karadan Türkmenler dahil ÖSO ile bu bölgede 'Güvenli Bölge' kurarsa, şahsen bu kötü giden dış politika hamlelerimize karşı hanemize artı olarak yansıyacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da Rusya'nın ÖSO için 'Onlar terörist değil, görüşüyoruz' diye açıklamalarda bulunması. Bu gibi açıklamalar Rusya cephesini de düşündüğümüzde bu planın olabilirlik ihtimalini daha da arttırıyor.

Güvenli Bölge için şuan daha sağlam adımlar atılmıyorsa, bunun en büyük sebebi 1 Kasım seçimleridir. Seçimlerde kim iktidar olursa olsun bu 'Güvenli Bölge Planı' eyleme dökülmelidir. Yeniden söylemek gerekirse bu plan ne AKP hükümetinin, ne de seçim sonuçlarıyla kurulacak yeni hükümetin planıdır. Bu plan Türkiye'nin Ortadoğu'da ki kötü giden dış politikasını az da olsa düzeltebilecek ve Türkiye'nin geleceğini etkileyecek bir plandır. Siyasi parti gözüyle bakarsak da HDP dışındaki diğer üç parti bu plana destek verecektir.

Yazının sonlarına gelirken bir noktaya daha değinmemiz gerekiyor. IŞİD ile PKK arasında hiçbir fark yoktur. Biri kafa keser bunu internete servis edip reklam yapar, diğeri de kafa keser yada sadece silah kullanır. Terörün adı birdir, değiştiği görülmemiştir.

Az çok beni tanıyanlar, meselelere parti gözüyle bakmayacağımı bilirler. Burada bir taraf olun demiyorum ve bende bir tarafı benimseyip yazmıyorum. Anlaşılmak için söylemek gerekirse, benim tarafım bu topraklar ve bu ülke. Bu ülkenin geleceği için AKP, CHP, MHP ve HDP fark etmez, her tarafın içinde olabilirsin. Ama bu ülke senin. Hükümet kim olursa olsun; gerek Kılıçdaroğlu, gerek Bahçeli, gerekse şuan ki hükümet. Yanlış yapanın yanlışını söylemeyen, yanlışını görmezden gelen kişi en büyük şerefsizdir. Ama unutmamamız gereken şey ise hükümetler bu evin kiracısıdır. Öyle veya böyle bu hükümetler gidecek ama ev sahipleri olan bizler hep burada kalacağız. Onun için dikkatli olmalıyız. Hükümeti eleştirmek; binlerce insanı öldüren, çocukları savaştıran, ülkeyi otuz yıldır maddi manevi zarara uğratan, ideolojik faşist bir terör örgütü olan PKK ve onu destekleyenlere sempati besletiyor ise, orada bir oturup düşünmemiz gerekiyor. Kutuplaşma geçen aylardaki PKK teröründe bile kendini gösteriyorsa, bizler için sıkıntılı günler yakın demektir.

Toparlayacak olursak 1 Kasım seçimlerinin sonuçları ne olursa olsun, Türkiye'nin sorunları bellidir. Seçimler için oy oranları veremem ama AKP > CHP > MHP > HDP diye oy oranlarının gideceğini herkes gibi bende söyleyebilirim. Küçük bir ihtimalde HDP MHP'yi geçebilir. Bu sonuçlara göre de ya koalisyon yada AK Parti'nin tek başına iktidarlığı konuşulacaktır. Türkiye'nin belli olan sorunlarının da bir kısmı için AK Parti tek başına iktidar da olsa, koalisyon da kursa 'Güvenli Bölge' kesinlikle olmalıdır. Yadsınamayacak bir gerçek olarak da ülkemizde ki 'kutuplaşmayı' ortadan kaldırmak da, Erdoğan'ın sert söylemlerini bir tarafa bırakmasıyla aşamalı olarak ortadan kalkacaktır. Seçim sonrası koalisyon kurulacaksa da kutuplaşmaya çözüm açısından bakarsak bu koalisyon AKP-CHP koalisyonu olmalıdır. En azından denenmelidir.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Ankara'da ki Patlama Üzerine

Ankara'da bomba patladı. Onlarca ölü var. Ama bizlerin derdi ölen insanları konuşmaktansa 'particilik' yapmak oluyor. İşte Türkiye'nin sorunu tam da bu.

Sağ ölür, sol susar.

Sol ölür, sağ susar.

Burada sağ-sol ayrımı yapmıyorum, sağ veya sol ölmüyor. Acıtasyon değil bu, insanlık ölüyor.

Klavye başından suçlu buluyoruz, birilerini suçluyoruz, ideolojik yorumlarda bulunuyoruz. Terörün adı PKK, IŞİD, DHKP-C vs. ne olursa olsun, ölenin kimliğine bakmayı nereden öğrendik biz? Masumun kimliğine mi bakılırmış?

Bugün susarsan, yarın sen ölürsün, yakının ölür. Siyasi görüşün ne olursa olsun, sen de ölürsün. Teröre susarsan ölürsün. Terörü desteklersen ölürsün. İnce çizgiyi görmek lazım. Teröristin kolundan ayrılmayan siyasilerin oy devşirme çabalarını ve istihbarat zafiyetlerini görüyoruz dimi? Ankara'nın yani başkentin en önemli noktası. Bombanın patladığı yer MİT'e 3 km, adliyeye ve emniyete 1 km uzaklıkta.

Suriye'de yüz binlerce masum ölürken 'onlar' sustu diye susuyorsun ve konuşursan 'onlara' destek verecekmişsin gibi düşünüyorsun dimi? Çünkü 'onlar' da senin hassasiyetlerine sustu? Yasin Börü, Suriye gibi.

İşte, insanlık burada başlıyor!

Benim lafım bomba patladıktan sonra konuşmayanlara olduğu kadar, şimdi konuşan ama dün konuşmayanlara.

Benim lafım PKK saldırınca susanlardan, şimdi konuşanlara.

Benim lafım vicdansızlara!

Bu ülke teröre karşı dik duranların ülkesidir. Terörün adı değiştikçe terörü kınayanların değil.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.


3 Haziran 2015 Çarşamba

Coca Cola'da alkol var mı? [2015]

İşgalci İsrail Devleti'nin Gazze'de katliama başlamasıyla ülkemizde ve dünyada 'İsrail'e Boykot' kampanyaları yapılıyor. İşte bu kampanya ile alakalı gündeme gelen Coca Cola firması hakkında çeşitli hikayeler anlatılır. İçinde alkol, böcek vb. gibi şeyleri barındığına dair. Benimde en çok merak ettiğim konulardan biri Coco Cola'nın içinde alkol var mı sorusu. Çoğu insanın merak ettiği bu konu ile alakalı öğrendiklerimi sizlerle paylaşacağım.
Coca Cola Gerçeği ve Coca Cola hakkında gerçek bilgiler

Türkiye'de ve dünyada ürünler alkollü ve alkolsüz ürünler olarak ikiye ayrılır. Türkiye'de ise bu ayrımı sağlamak amaçlı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın 'TÜRK GIDA KODEKSİ ALKOLSÜZ İÇECEKLER TEBLİĞİ' bulunuyor. Bu tebliğde alkolsüz içecekler kavramı bazı sınırlamalara göre açıklanmış. Tebliğin 5. maddesinde alkolsüz ürünlerin nasıl olması gerektiğine dair bilgiler veriliyor.

MADDE 5 –
a) Alkolsüz içecekler tiplerine özgü tat, koku, renk ve görünüşte olmalı, yabancı tat ve koku içermemelidir.
b) Bu Tebliğ kapsamında yer alan içeceklerde üretimin doğasından kaynaklanabilecek etil alkol miktarı en çok 3,0 g/L, laktik asit miktarı en çok 0,6 g/L, uçucu asit miktarı en çok 0,4 g/L olmalıdır.
Bu madde litre başına en fazla 3 gr. etil alkol zaten meyve suyundan limonataya kadar her içecekte vardır yada olabilir anlamına geliyor. Bu alkol miktarı da ilaveten eklenmiyor, sadece içeceği oluşturan maddelerde bulunması gerekiyor.

Kola, gazoz ve meyve suları gibi ürünlerin çoğunda etil alkol bulunmaktadır. Hatta 2006 yılındaki TÜBİTAK'ın raporlarına göre patates, yoğurt, boza ve hatta hurma da bile alkolün varlığı tespit edilmiştir. Hatta farklı bir örnek verecek olursam patates ALKOLSÜZ İÇECEKLER TEBLİĞİ'nde ki 3,0 g/L oranını aşmaktadır. Tabi içecek ile kıyaslanmaz ama matematiksel olarak böyle bir oran çıkıyor karşımıza.
-----------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------
3 gr/l aşağısında etil alkol bulunan içeceklerin üzerlerinde bu miktarların belirtilmemiş olması belki insanları şüphelendiriyor. Bildiğim kadarıyla da bu durumun sebebi AB standartlarına göre içecekler tebliğinin düzenlenmesinden kaynaklanıyor. Ama çoğu müslüman olan bir ülkede bunu ürünlerin üzerinde belirtmekte fayda olabilir. Şekerin oranı yazılıyorsa bu da yazılabilir. Ama herkesi tatmin etmekte zor tabi.

Sonuç olarak kola, gazoz gibi içeceklerin içinde kimyasal olarak alkol var. Patateste, hurmada olduğu gibi. Okuduğum kadarıyla da dinen bu kadar alkol oranının bir sakıncası yok.(en aşağıda bilgilendirme var.)  Buradaki asıl yanılma insanların emperyalizmin simgesi olan Coca-Cola'ya karşı antipati beslemesinden kaynaklanıyor. 'Her Coca-Cola İsrail'e bir mermi' diye dönemsel olarak facebook başta olmak üzere bir çok yerde kampanyalar başlatılıyor. Beni yakinen tanıyanlar kolayı, hele de Coca Cola'yı aklamak gibi bir derdimin olmadığını bilir. Ben sadece insanların kafasındaki ön yargılarını kaldırmaları için uğraşıyorum. Meyve suyu, gazoz, kola fark etmez; Türk malı olsun, Amerikan malı olsun etil alkol bulunuyor. Bulanık suda balık avlayanlara fırsat vermeyelim, insanların kandırılmasına müsaade etmeyelim. Araştırmak çok zor değil.

Ama derseniz ki ''Coco- Cola emperyalizmin ürünü, ABD kazanmasın.'' dolaylı yollardan haklı olabilirsiniz. Helal olsun derim.

Peki Coca Cola kimin?
Coca-Cola bir şahıs şirketi değildir. Şirketin bazı ortakları var ve Coca-Cola halka arz edilmiş bir kuruluş. Merkezi ABD'nin Atlanta kentinde. Hisselerinin % 100’ü halka açık ve bu hisseler New York Borsası’nda işlem görüyor. Uluslararası bir şirket konumunda olan Coca-Cola’nın onbinlerce hissedarı bulunuyor. Şirketin New York Borsası'na bildirdiği resmi kayıtlara göre ise Coca-Cola'nın İsrail'le doğrudan bir bağlantısı yok. Coca Cola'nın  en büyük hissedarları.. (2014)

Coca Cola hakkında bahsedilen efsanelerden en önemlisi ''2002'de Coca Cola'nın sahibi açıkladı: Temmuz ayının tüm gelirini ve bundan sonra ki ayların kar paylarını İsrail ordusuna devredeceğiz.'' cümlesinin internette dolaşması. Bu açıklamayı internette birçok kişi kullanıyor ama bu haberle alakalı tek bir yazı görmedim. İngilizce kaynaklarda da bu yok. Büyük ihtimal de karalamak amaçlı ortaya atılan bir yalan. Bulursanız bana da gönderirseniz sevinirim. Ama İsrail'de 'Coca Cola iç, İsrail'i destekle; Amerikan ürünlerini destekleyerek, İsrail'e destek verin.' diye reklamların yapıldığı ve bununda dolaylı yoldan doğruluğu ispatlanabilir.

Şirketin en büyük hissedarları Amerikan. Amerika'da İsrail'e en çok dış yardım ve silah temininde bulunan ülke. Bu hissedarlar ABD'ye para akışını sağlıyorlar ki, bazı şirketlerin ABD'de bulunan yasal yahudi lobileriyle faaliyetleri de bulunuyor. Ama binlerce hissedardan kim kime yardımda bulunuyor kimse bilemez.

Bu sorunun da cevabına gelecek olursak Coca-Cola Yahudilerin değil, binlerce kişinin ve sende hisse alırsan seninde olabilir.

Bu arada Coca-Cola’nın CEO'su ve uluslararası operasyon yöneticisinin de Türk olduğunu söylemeden konuyu bitirmeyeyim.

Gazoz, kola ve meyve sularındaki alkol dinen sakıncalı mı?
''Haram kılınan, alkolü arttırılmış içecektir, sarhoşluk veren içkidir. İçinde bin gramda 1,90 gr. etil alkol bulunan hurma yasaklanmış değildir. Fakat bu binde 2 oranındaki alkolü mayalandırıp arttırarak hurmadan yüksek alkol oranlı içki yapıp içmek haram kılınmıştır.''

Dini konuda fikir veremem ama yukarıdaki alıntı beni tatmin etti. Siz aşağıdaki linkleri de inceleyin. Yetmez deyip araştırmanıza devam edin. Alkol konusu önünüzde bir engel oluşturmuyorsa, Coca Cola konusunda kolanın 'emperyalizmin simgesi' olması bile sizin kolayı içmemeniz için size bir neden verebilir. Karar sizin.

Meyvelerdeki alkolün hükmü - Gazozdaki alkol hakkında dini bilgi

Tabiki de ne olursa olsun kola sağlığa zararlıdır, hele ki coca cola zero veya pepsi max içmiyorsanız çok daha kötü!
---------------------------------
http://www.tuketiciler.org/?com=news.read&ID=1671
http://www.gidahareketi.org/Coca-Cola-Urunlerine-Alkol-Ekledigini-Kabul-Etti-1493-haberi.aspx
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2007/06/20070615-5.htm
http://www.coca-colaturkiye.com/merak-ettikleriniz/dogru-bilinen-yanlislar/
http://www.gidaraporu.com/cevap-derde-deva-olmadi_g.htm
http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2005/03/20050316-3.htm
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/27146654.asp
http://www.fortuneturkey.com/boykot-cagrisinin-odagi-coca-cola-israil-sirketi-mi-486

24 Mayıs 2015 Pazar

Bekir Coşkun'un 'HDP gerçeği…'

Ulusalcı yazar Bekir Coşkun'un bugünkü yazısına dair bir şeyler söyleyeceğim. Twitter'da yazacaktım ama uzun olacağı için burada yazıyorum. Bekir Coşkun'un 24 Mayıs 2015 tarihli yazısı için buraya tıklayın.

Bir: HDP zaten Meclis’te…Seçim, HDP‘yi Meclis’e sokmayacak, atarsa Meclis’ten atacak…

23 Mayıs 2015 Cumartesi

'Latince Yazım Kuralları' ile makale yazımı

Hatırlıyorsanız Kuzey Kore halkı ve liderini çok merak ettiğimden dolayı araştırıp 2 tane derleme yazı ortaya çıkarmıştım. Gördüğüm kadarıyla da bu oldukça ilgi çekmiş. Google'dan her gün onlarca kişi siteyi ziyaret ediyor ve Kuzey Kore ile ilgili olan yazıları okuyor. İlk önce bu durumdan ne kadar mutlu olduğumu belirtmek isterim.

Şimdi ise yine ilgi duyduğum konulardan yola çıkarak bir yazı yazmaya karar verdim. Ama bu sefer ki durum biraz farklı. Son bir iki yıldır sürekli Bollywood filmleri izleye izleye Hindistan'a bi merak sardım. Çoğu Hint filminde de Hindistan ve Pakistan arasındaki sorun az da olsa repliklerde görülüyor. İnternette bu iki devletin arasındaki sorunu kendimce araştırmıştım. Yine bir Hint filmi açıp da izlim havasındayken 'Haider' filmi karşıma çıktı ve izledim. Filmde Keşmir'de ki zulmü ve insanların çaresizliklerini gördüm.(Ayrıca filmde üstat Irrfan Khan'da oynuyor)
Bunların hepsi üst üste geldi ve okulda makale yazmam için bir konu belirlemem gerekiyordu. Bende hem okul için makale ödevini yapmış olurum, hem de Keşmir'i daha yakından öğrenirim düşüncesiyle 'Hindistan ve Pakistan İlişkilerinde Keşmir Sorunu' adlı konuyu aldım ve başladım araştırmaya.

17 Mayıs 2015 Pazar

Haberin vazgeçilmezi: cımbız

Az önce (03:23) bir haber gördüm. Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Mursi hakkında çıkarılan şerefsizce idam kararı ile ilgili Hürriyet ''Yüzde 52 ile seçilen cumhurbaşkanına idam'' başlıklı haberi Başbakan Davutoğlu mitinginde kullanmış. Miting'de haber başlığında Erdoğan'a gönderme var diye eleştiriyor Davutoğlu. Ben ilk önce bu haberi haber7'de gördüm.

22 Mart 2015 Pazar

BEFORE AFTER'lı Çözüm Süreci

Yıllardır Kürt faşizminin partisi olarak bilinen, son olarak ismi HDP olan PKK'nın siyasi hareketi, özgürlükçü ve hükümete karşı desteklenebilecek(barajı geçerek) bir parti durumuna getirildi. Medyanın sermayesi ünlü şahsiyetler de bunları destekler şekilde açıklama yapar oldu. Neymiş efendim HDP barış istiyormuş, cinsiyetçiliğe karşıymış, halkların kardeşliğini istiyormuş. Bunları istemeyen ve dillendirmeyen siyasi parti bulmak çok zor, ama HDP amaca giderken 'o' seçmenleri araç olarak kullanıyor ve elbette bunu göreceğiz.