26 Aralık 2013 Perşembe

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları

Ülkemiz malum çok hareketli günlerine, bir yenisini daha ekledi.Bu sefer aynı kanatta duran gruplar birbirlerine silah çekti.AK Parti'nin dershaneleri kapatma isteği, cemaatin ise elindekileri koz söylercesine ortaya atarak AK Parti'yi yıpratma(!) çabası.Bunların yanında  'Bunun arkasında Amerika var, onun arkasında da İsrail' hikayeleri dolaşmasaydı, aklımız kalırdı.Lobiler, sermaye sahipleri, küresel güçler...

6 Eylül 2013 Cuma

Copy-Paste'ci Erdoğan



Başbakan Erdoğan büyük ihtimalle benim yazılarımı ve tweetlerimi okuyor.'Hani kanıt?' dedin duydum, gel.

Benim 6 Ağustos 2013 Salı günü yazdığım yazıdan bir alıntı.
Kimyasal silah olayına gelelim ama o ayrı komik.Suriye'de Esad insanları katlediyor mu katlediyor.İster tankla, ister uçakla, ister de füzeyle.Öldürmenin ahlakı bu mudur? Daha doğrusu masumu öldürmenin uluslararası ahlakı var da biz mi bilmiyoruz? Normal füze öldürmüyor da kimyasal süründürüyor mu? Kimyasalın etkisinin farklı olması, normal füze ile ölen binlerce Suriyelinin ölümlerini mi meşrulaştırıyor? 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

L&M hiç uğruna gitti!

Leyla ile Mecnun absürt komedinin baş tacı, dünya dizilerinde en iyiler arasında, verdiği ibretlik mesajlarla klasik reyting dizilerine karşı olan halktan bir diziydi.

TRT'de ilk günden beri reyting sorunu yaşayan ama internetten en çok izlenen bir diziydi.
Koca 3 sene boyunca izleyenlerin konuşmalarında değişiklik yaratan bir diziydi.
Aşkı en ama en iyi anlatan diziydi.
Güncel meseleleri komediye getiren bir diziydi.
Yayınlandığı Pazartesi günlerinde Twitter'da TT'de ilk sıralarda yerini alan bir diziydi.
Şahsen beni, tahminimce de izleyenlerin genelini TRT'ye bağlayan bir diziydi.
Acıyı, gülmeyi, sevmeyi; hayata dair neredeyse tüm mesajları tadında barındıran bir diziydi.
Farklı karakterleriyle çeşitlilik yaratıp, insana 'hayat dersi' veren bir diziydi.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Memleketteki 'yafta' savaşı

Vınn Turizm ile konuya giriyorum.

Ben vicdansız herifin tekiyim.Bağnaz, yobaz, faşistim.Sana da bir sıfat bulalım mı?

Tamam sen zorlanma ciğerim ben buldum sana.

'Vicdanlı'

Sen vicdanlısın.Herkese bir hakaret boyutunda yafta yapıştırırken ben vicdansız yaftasını hak ediyorum.

Neden mi?

17 Ağustos 2013 Cumartesi

'Ama' mazlumun kimliğine bakılmaz!

Bizler maalesef ki unutuyoruz, belki alıştık.Alışmak zorunda kaldık.

Çeçenistan, Doğu Türkistan, Filistin, İran Azerbaycanı, Kuzey Kore, Arakan, Suriye, Mısır...

Gösterin zulüm ve işkence altında olan milletleri.Verin örnekleri.Kimler işkence ve baskı altında söyleyin? 

Mazlumun 'milleti' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dini' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dili' olmadığını gösterin bizlere.

Gösterin zulüm altındaki insanlığı.

Sesinizi yazarak mı çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Sesinizi müzikle mi çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Nasıl çıkarabiliyorsak öyle çıksın sesimiz.Ama çıksın.

Klasik cümleler ile tepkimizi veriyorsak da verelim abi.Susmak bir çare olacak sanki.

Hassasiyetiniz ezilen halkların mazlum insanları da olmayabilir.Hep söylediğim gibi muhasebesi size kalmış, 'ama'larıyla birlikte tabi.

İşe evrensellik boyutundan bakacak olursak yani 'insan' temelli konuşacaksak, bazı yapılması gereken yada gerekli görünen şeyler vardır.

Gezi'de 'aşırı şiddet vardı' bile diyemeyen insanlar yüzünden Mısır'daki vahşete susuyorsan, hükümet Suriye'de, Mısır'da veya Filistin'de mazlumun yanında durdu diye aynı safta olmaktan korkuyorsan, senin bileceğin iş.Şimdi hükümetin buralardaki samimiyetini sorgulama vakti olmamalı.

Bırak siyaseti, bırak politik cümleleri, bırak iktidarı muhalefeti, bırak arkadaşım.Bana iktidarın Uludere'yi örtbas etmesini konuşturma.CHP'nin Suriye'de Esad ziyaretlerini hatırlatma.

İşkence altındaki mazlumun kimliği sorulmaz dimi, sen bana onu söyle.

16 Ağustos 2013 Cuma

Küçük işletmelerin otobüslerinde vazgeçtim

samimiyetsiz yolculuklardan.

Şehirler arası yolculuk derken de Ulusoy, Nilüfer, Kamilkoç, Metro turizm gibi firmalarla yolculuk değil.
Küçük işletmeler şeklinde tabir edeceğimiz yerel firmalarla. öz Sivas Huzur Tur gibi.

Bu işi şirketleştiren, samimiyetin uzak olduğu, ciddiyetin ocağında kaynayan sıcak suları ikram eden, somurtu içinde yolculuğun devam ettiği bir şehirler arası yolculuk hepimizin hemfikir olmaya mecbur kaldığı yolculuk tipi oldu.

Hani bu konuda yapacak hiçbir şeyin olmadığını, bu olayın bir nevi süper market-bakkal ikilisiyle güzelce özetlenebileceğini biliyorum.Ama yine de 'küçük firmalarla şehirler arası otobüs yolculuğu' denen hadiseyi duygusal bir şekilde memleket kokusuyla yorumlamak istiyorum.

Yerel küçük firmalarla yapılan yolculuklar.
Otobüse binerken koyulan sayısız çuvallar, yaşlı dedelerin ayakkabılarını çıkartmaları, teyzelerin molada aldıkları nevaleleleri tüm otobüse dağıtma çabaları, nerden bindiğine göre değişkenlik gösteren yöresel şarkılar çalmalar, otobüsün içindeki ağır yemek kokuları, molalarda 'kadriye teyze nerede daha gelmedi mi?' soruları, muavine 'yiğenim bi su getir hele' samimiyetinde ki ricalar, ağlayan çocukları elden ele tatmin etmek amaçlı dolaştırmalar, konuşmalardaki şiveli vurgular, hemşeri olmanın verdiği sıcaklıkla kurulan arkadaşlıklar, İstanbul'a girildiğinde sabit bir noktada değil de halk otobüsü gibi sürekli yolcu indirmeler, şoförle edilen amansız muhabbetler eşliğindeki yolculuk... 

Gerçekten bunlar paha biçilemez.İstanbul-İzmir yada Antalya-Ankara seferlerinde göremeyeceğimiz samimiyetlikler. Memleketi İstanbul olan arkadaşlara, bu konudan dolayı acımıyor da değilim.Büyük eksiklik.

Memleket denen toprak parçası yurt dışındakilere Türkiye, bizlere ise anadan babadan kalma yerler olarak lanse ediliyor.Doğup büyümekten ziyade, bir durum bu yani.Memleket kelimesinin maddi manevi tanımını da neden yaptım bilemiyorum ama çok betimleme yüklü bir yazı olduğu için herhalde, işi tanımlamaya dökmek istedim.

Yıllar sonra Sivas'a gitmemin verdiği mutluluk bu yazıyı yazmamda koca bir neden oldu.

Düzensiz, sadece maneviyat yüklü bir yazının da sonuna gelmiş bulunuyoruz. arslankerim.blogspot.com olarak yazıdan memnun kaldığınızı düşünerek bir daha blogu ziyaret etmenizi bekler, iyi günler dileriz.

15 Ağustos 2013 Perşembe

1 yeni Tweet

Twitter, vaktimizi hibe ettiğimiz mikro blog şeklinde fiyakalı bir tanımı olan sosyal medya aracı.

Twitter ile ilgili o kadar çok şey var ki anlatacak.Ben sadece taymlaynda ki günlük dalgalanmaları yani bu twitter ana sayfanızdaki tweet akışıyla alakalı yarayı haykıracağım.

Twitter'da tweet akışını takip etmek, takip ettiğin o değerli kişilerden gelen tweetleri okumak zamanımızı bunla geçirmek.Mevzu buna kadar derin.

Gündüzü ayrı.Gecesi bambaşka bir arzu.
Gündüz sadece okursun.Sürekli tweet gelir.
Ya gece?

Az tweet atılır.Ama öz değildir, sen öyle olmasını istersin.Sadece şu alttaki için.
Şimdi kandırmayalım kendimizi.Ekranda saatlerce arkadan müzik çalarken ''1 yeni Tweet'' yazısını görmeyi istiyoruz.Ha bazen kendi çapımızda atılan tweetleri biriktiriyoruz.Bu fantezi sık yapılır.Bende genellikle böyle yaparım.Ama gece belli bir saatten sonra olay buna döner.Mesela bu yazıyı ben twitter'da paylaşacağım ve seni bu olayı yaşadın sayacağım.

Şimdi bu 'gece tweet sendromunun' içine nasıl mı püskürtülür? Heycanla beklediğin tweet, hayal kırıklığıyla nasıl mı sonuçlanır?

Sen az ama öz tweet atılmasını beklerken, takip ettiklerinden biri 'çok uykum geldi yaaaaa :(' yazar.Hayattan çektiğin yetmezmiş gibi(!) birde bunlarla uğraşmak zorunda kalırsın.Ama sonuç olarak içinde patlar.Aslında uykusunun gelmesini yazmasında da bir sorun yoktur.Burası bir mikro blog ve sen o kişiyi takip etmek zorunda hissediyorsun kendini.Herkes de vardır 'uyuyamıyorum yineeeeee' gibileri ve bi hatrı vardır takip etmemiz için.Bu arkadaşlar, çok güzel arkadaşlar.Onun için takibe devam edin.Beklediğiniz kişilerden taymlaynınıza tweet düşmeyecek çünkü.Yada sizin istediğiniz tweetler olmayacak işte.

Güzel başlanan yazı da neden böyle damara bağlanır? Melih Gökçek BÜYÜK HARFLERİ KULLANARAK tweet atmayı nereden öğrendi? Hee!

(Bu sendromu yaşamayan liselidir diyeyim de şizofren demesinler.)

6 Ağustos 2013 Salı

Dünyanın adaleti neye kadar?

Dünyanın adaletsiz olmasını veya ülke ilişkilerindeki çıkar çatışmasının ahlakı olmadığı gibi gerçekleri konuşmaya tenezzül bile etmiyorum.Çünkü elden gelen tek şey görünen köyün kılavuz istememesi.


Lapss diye konuya gireyim.
Dünya ülkelerinde çocuklara karşı ayrı hassasiyet duyulması ne kadar samimi dimi?

Bugün gördüğüm bir haber, Batı Şeria'da yani İsrail'in işgali altında bulunan Filistin topraklarında İsrail askerleriyle çocuklar tartışıyor.Askerlerden biri çocuklara tekme atıyor vs. vs. bkz.
Bu görüntülerin ortaya çıkmasından sonra İsrail medyasında ve dünyada bu olay ses getiriyor ve de sorumlu askerlere soruşturma açılıyor.Gülmeyin bi sakin olun.Bu 1. örnekti.

İkinci örnekte ise, maalesef klasikleşen muhalifler ve Esad ordusu çatışmaları sonucu ölen insanlar.Habere ek olarak da ''Esad Halep'de kimyasal silah mı kullandı yoksa?'' gibi haber metni var.Suriye'de iç savaş başladığı günden itibaren başta ABD olmak üzere ''Esad kimyasal silah kullanırsa müdahale etmek zorunda kalırız.'' gibi söylemler dolanıyordu uluslararası medyada.Buna karşı da Rusya ve Esad ''Hayır, olur mu öyle şey'' gibi laflar ettiler.Kimyasal silah kavramındaki dünya hassasiyetine bakarsak, ABD Irak işgaline sebep olarak Saddam'ın güya elinde kimyasal silahlar var, onları imha edeceğiz masalıyla dünyaya işgali meşrulaştırmaya çalışmıştı.(Sonradan Bush kendi petrol için girdiğini ve kimyasal silah bulamadıklarını açıklamıştı.)

Bu iki örnekte aslında birbirinden çok farklı olaylar.
Birinci örnekte anlatmak istediğim, dünyanın çocuk hassasiyeti.
İkinci örnekte ise, dünyanın kimyasal silah korkusu ve sapkınlığı

İşte aslında sorun burada.Hassasiyetler o kadar absürd ki ölen insanlara ses çıkarmayanlar, çocuğa tekme atılıyor diye ses çıkarıyor.Amenna çocuklara şiddet uygulanabilir veya önemsiz bir haber olmasından demiyorum bu sözleri.Konuyu kenarınızdan anlamayın sakın.Sadece haberi izlerken güldüm.Ama tabiki de ağlanacak halimize. (laf oyunu da oluyor kendiliğinden)

Binlerce insanı öldüren bir işgalci İsrail var karşında.Çocuk kadın demeden katliam yapan bir devlet ve askeri.Sen hala ''Çocuğa iki tekme attı, nası yapar?'' peşine düşüyorsun şakirt.Olmuyor.Ayıptır yani.

Kimyasal silah olayına gelelim ama o ayrı komik.
Suriye'de Esad insanları katlediyor mu katlediyor.İster tankla, ister uçakla, ister de füzeyle.
Öldürmenin ahlakı bu mudur? Daha doğrusu masumu öldürmenin uluslararası ahlakı var da biz mi bilmiyoruz? Normal füze öldürmüyor da kimyasal süründürüyor mu? Kimyasalın etkisinin farklı olması, normal füze ile ölen binlerce Suriyelinin ölümlerini mi meşrulaştırıyor? 

Bi şey diyeyim mi? (de)

Ben böyle dünyanın ta ....

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Mabel'de gidici

Mabel Matiz'i ilk albümünden sonra tanıdım.Zaten iki albümü var.Son albüm senenin başlarında çıktı.

Bu adam popüler müzik yapmıyor.Bir nevi Cem Adrian.Kıyaslama olmaz aralarında ama farklı ses.Farklı tarz.Farklı müzik yani.

2. albüm çıktığında yeni şarkılarından 'Zor Değil' şarkısını beğenmemiştim açıkçası.Beğendiğim şarkıları biraz hareketli olarak Alaimisema'ydı.Onun tarzı olarak da Aşk Yok Olmaktır, Tamburu Yokuştan ve Ah Bu Sefer şarkılarıydı.Şimdi bakıyorum da müzik kanalları ve radyolarında 'Zor Değil' şarkısı ve klibi dönüyor.Youtube'da şuan 11M küsür dinlenmiş.Şarkıyı her duyduğumda ne yalan söylim buda gitti gözüyle baktım.Popüler müziğe alet olmasın gözüyle bakıyordum Matiz'e.Bir Kemalist gibi 'umarım' demeyeceğim inşallah da alet olmaz.

Aylar sonra blog da yazmama vesile olduğuna göre koymuş belli ki.Neyse uzatmadan konuyu popüler müziğe karşı olduğumu belirterek bitirmek isterim.

Popüler müzik olarak Gripin-Aşk Nereden Nereye şarkısını ayrı tutuyorum.İşime gelmiyor :)

3 Haziran 2013 Pazartesi

Bursa ''Gezi Parkı'' yürüyüşü

1 Haziran Cumartesi Bursa ''Gezi Parkı'' için yürüdü.On binler, yüz binler; net bir rakam yok ama müthiş bir kalabalık vardı.
İlk olarak Kültür Park'ta toplanıldı.Siyasi parti olarak CHP ve HEPAR bayraklarını taşıyanları gördüm.Sivil gruplar olarak ise onlarca grup.

TGB, HALKEVLERİ, İNCİ SÖZLÜK, ULUDAĞ SÖZLÜK, ÜLKÜCÜLER ve nice gruplar.

Yürüyüş Kültür Park'tan başladı.Hükümet ve Erdoğan'a karşı tezahüratlar başta olmak üzere 'ağaçlar' için sloganlar atıldı.Bursa polisi ve belediyesi yürüyüş için bazı yolları kapatmış.Kalabalık tezahüratlar eşliğinde devam etti.Esnaf bayraklarıyla, yoldan geçen halk, alkışlarıyla ve tezahüratlarıyla; arabalar ise korna sesleriyle yürüyüşe destek verdi.Trafik ve devriye polisleri dışında hiçbir polis yoktu.Halk özgürce yürüyüşünü sürdürdü.



Saatlerce süren yürüyüşte, AKP binası önünden geçerken bazı gruplar hareketlendi.Bulduğu taşlarla AKP İl Binasına saldırdı.Onlara tezahüratlarıyla destek veren bazı gruplar olsa da genel olarak haksız duruma düşmemek için buna karşı çıkıldı.Zaten küçük bir çevik kuvvet ekibi geldi ve olaylar kısa sürede bitti.Ama bunlar olurken yürüyüş devam ediyordu.Kültür Park'a tekrar gelindi.Kısa bir dinlenme sonrasında Kent Meydanına tekrar yürüyüş başladı.Sloganlar atılarak.Gayet medeni bir şekilde.Tabi gördüğüm kadarıyla provokatör diyebileceğimiz sayılı kişi vardı.Panzeri kalabalık bir kez gördü. Çevik kuvvete karşı slogan atanlar olduysa da kalabalık pek bir tepki göstermedi ki panzer hiçbir şey yapmadan oradan ayrıldı.(Belki bu vakit 5 dakikadır bilemem) 

Küçük trafiği kapatma olayları olduysa da, her kapatma da İstiklal Marşı okunduğunu söyleyebilirim.Olayları ballandırma amacında değilim.Ama olay bunlardan ibaret.

Şahsen bir Kültür Başkenti İstanbullu olarak böyle medeni bir yürüyüşe şahit olmamıştım.Türkiye'nin dört bir yanında Gezi Parkı için yapılan yürüyüşlerde olaylar olurken Bursa'nın belediyesi ve polisi bizlere medeniyeti öğretti.

30 Mayıs 2013 Perşembe

Memur olarak polis

Yine ve yeniden yazıyorum

Sen polisi ve askeri ne sanıyorsun arkadaş.

Her olayda polisin sertliği ve biber gazı konuşuluyor.Olmasın tabi.Polis sert çıkmasın.Çıkmamalı da.Biber gazını ilk iş olarak kullanmamalı.Ama ne yapmalı?

Konuya şöyle giriyorum.Polis her dönemde ülkedeki iktidarın gücü, askeri konumunda oluyor.Bu tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Türkiye'de de böyle.Şimdi tuzluğun biri çıkacak diyecek ki ''öyle değil'' Sen sus bi hocam.Allah aşkına bi bitin artık.

1997-2000 arası yaşanan o başörtü olaylarını hatırlar mısınız? 

Hani başörtülü kızların saçını açması için zorlayan polisi.

Polisin yaptığı doğru mu? Hayır.

En basit örneği olarak bunu düşünürsek sizce nasıl bir örnek, bu işin içinden nasıl çıkacağız dimi?

Polis ve asker dediğin kişiler yasalar gereği Başbakanlığın birer memurlarıdır.Hiyerarşi gereği olsa gerek, ki öyle, polis iktidarın yani patronunun dediğini yapmak zorunda.Burada iktidarı savunma amacında değilim.Burada ben polisi ve askeri savunuyorum.Sonuna kadar da savunacağım.Ta ki genellemeye tabi tutulmadığı sürece.

***

Yapılmaması gereken şeyler var.Polisin sert müdahaleleri, askerin konuşulan darbe planları.İkisini de istemiyoruz, ama neden kin duyuyorsun arkadaş? Çürük elma klasiğini mi söyleyelim illaki.

Önceden askere hep saydırılırdı.Bir şeyler oldu asker artık etliye sütlüye karışmaz oldu.(Ne olduğu belli)
Sırada polis vardı ve olan oldu.Artık oklar polisi işaret ediyor.

Muhalefet partililer daha doğrusu iktidar dışındaki herkes polise bir kin duymaya başlıyor.

Azıcık mantık, azıcık sağduyudan başka hiç bir şey diyemiyorum.

Polis bir kalabalığı nasıl dağıtabilir?

Yetkili mercilerce izin verilmeyen bir konuda grup/kalabalık/marjinal grup her neyse toplanıyor ve kalabalık gitgide artıyor.Önünü alamıyorsun.Polis dağılın diyor.Ama kalabalık dağılmamakta hem fikir.Polis ilk olarak kalabalığı dağıtmak için üzerine yürüyor.Kalabalıkta inatla polisin üzerine. 

KESTİKKKKK!!

Bundan sonra polisi düşünüyoruz.

Bir veznedarın, öğretmenin, futbolcunun, doktorun, mühendisin kim olursa olsun görevi ne ise(görevi diyorum bakın) onu yapmak zorunda.Polisin 'zor kullanma' yetkisininde var olduğu bilindiğine göre, nasıl ilerleyecek bundan sonraki senaryo?

***

Önceki yazımın birisinde bahsettiğim polisle olan olayım.
Başımdan geçen bir olayı anlatayım.
24 Nisan 2011.Malum Diaspora.Bu güne Ermeni Soykırımını Anma Günü diyenlerde var.Bende diaspora yalanı için Taksim'de entel takılan bazı saçma sapan gazeteci ve çakma aydınlara karşı yürüyüşe katılmıştım, ülkücülerle birlikte.Biz 'Vatan, Millet Sakarya' diye bağırırken polis bizi çevreledi.Galatasaray Lisesi'nin ordayız.Arkadan komünist bir grup ne için olduklarını gerçekten hatırlamıyorum yürüyüş yapıyorlardı.Olduğum grupta, bu kişilere saldırmaya kalktı.Polise vuranlar da oldu.Poliste karşılığında biber gazlarını ve coplarını konuşturdu.Beraber gittiğim arkadaşımı da geri çekiyordum.Öyle böyle derken olaylar dindi.
Burda anlatmak istediğim şey bir nevi devletin politikasını destekleyen gruba bile polis sert çıktı, çıkmak zorunda kaldı.
İşte olay aslında bu.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Son 3 günde Türkiye

Saldırılar ve fanatiklik boyutlarıyla son 3 günde Türkiye.

Haftasonunun ilk günü Cumartesi.

Hatay Reyhanlı'da bombalar patlamış.Onlarca ölen insan var.
İlk aklıma gelen, Esad'a yakın olan örgütlerin bu olayı yaptığıydı.Ama eski ergenliklerimi bir kenara bırakıp sağduyu içerisinde bekledim.Her şey ortaya çıksın.O zaman ne laf ediliyorsa edilsin kanısındaydım.Sustum.Kendimce araştırmaya başladım, haber sitelerinden.İlk olarak El Kaide'ye bağlı Nusra Cephesi'nin bu olayla ilgilisi olduğu haberlerini okudum ki bu örgüt Esad ile çatışan bir örgüt.Hangi mantıkla bu saldırıyı yaparlar ki diye düşündüm.

Bazı doğru bilgi verdiğine inandığım sayfaların/sitelerin bu olay sonucunda rezilliklerini yaşadım.Direk suçlamalar yapıldı.Bomba patladığı anda 'Sorumlu Esad' dendi ki hükümetin açıklamasına göre de Suriye gizli servisinin bir kolu yapmış bu saldırıyı.Saldırının amacının ise Hatay'da ki mültecileri korkutmak olduğu söylendi.Bunlar hükümet kaynaklarının söyledikleri.

Suçlamaları herkes hazır tuttu.Kendi fikrine göre zikretti medya.Ulusalcılar ''ÖSO ve oradaki mülteciler yapmıştır.'' dedi.Esad karşıtları ise direk ''ESAD'dır!'' dedi.

Şuan resmi olarak 49 kişinin öldüğü söyleniyor.Bu yazıyı bitirdiğimde, yada yazarken kaç kişi olacağı konusunda bir tahminim yok.

Hükümet kendi kaynaklarını yağdırıyor, gazete ve televizyonlara.Gazeteler kendi kaynaklarını oluşturamıyor, çünkü yayın yasağı getirildi hükümet tarafından.

Yayın yasaklarını yeri geldiğinde desteklerim.Ülkenin fiziki koşullarına göre.Bu, ayaklanma tarzındaki olaylar sonucunda kabulümdür.En son yanlış hatırlamıyorsam Şemdinli'de buna benzer bir karar alındı.Yayın yasağı geldi ve bizler PKK medyasından olayların onların lehindeki haberleriyle gündemi takip ettik.

Yayın yasaklarını zırt pırt vermenin saçmalığını, söylenilenler gibi 'bilgi kirliliği' oluşturur.

Bilgi kirliliği oldu da.

Şuan 100'ü geçik ölen vatandaşın olduğu söyleniyor.Söyleniyor.Ne olacaktı ki.

Yayın yasağı gelirse oradaki yerel halktan gelen bilgiler senin kaynağın olur.

Gidip görmene izin yok, düşünsene.

Burada hükümetin saçma bir politika izlediğini düşünüyorum.Yayın yasağı sonucunda halk daha da galeyane geliyor.100'ü geçik ölen vatandaş derken yerel halk hastane kayıtlarından yola çıkmış bkz. Ama inşallah 49 kişiden fazlası olmaz, ne diyelim.

*

Mültecileri besleme konusunda faşizan yaklaşıp 'Çıkıp gitsinler, niye besliyoruz ki' demeyeceğim.Acıtasyon da yapmayacağım ama yardım edilmesi gereken herkese yardım edilmeli.Bu kadar basit.

*

Özgür Suriye Ordusu'na gelecek olursak.Sonuna kadar kimseyi savunmak istemem.ÖSO'nun da sivil öldürdüğünün kanıtları var.Ama Esad gibi kendi halkını açıkça katleden bir diktatörün de yanında olmam, kusura bakmayın.Olanlarda, zamanla kendi pişmanlıklarını göreceklerdir bence.

*

Bir de 40'ı geçik insanın öldüğü saldırılar konuşulmaz oldu.Benim en sinir olduğum şey twitter'da büyük çoğunluğun bu konuya değinmemiş olması.Hala saçma sapan şeyler yazıyorlar.

Şimdi siyasetle uğraşmak var, bir de uğraşmamak var.

Reyhanlı'da patlayan bombayı siyasi görüp bir şeyler yazmayanlar, ölen insanları da mı siyasi görüyor? Bu suskunluk neden?

*

Bu suskunluğu dün gece Fenerbahçe-Galatasaray derbisi sonrasında öldürülen kardeşimiz Burak Yıldırım bozdu.

Galatasaraylı iki şerefsiz birini öldürüyor.Sonra tüm Galatasaraylılar şerefsiz.Yok öyle kardeşim.Yalan olmasın bir Galatasaraylı olarak sesimi çıkaramadım, sanki suçlu benmişşim gibi.

Bu genellemeye tabi tutan insanları da, fanatikliğine ve cahilliklerine veriyorum, başka bir şey değil.

Bu iki olayda da olan annelere oldu.Anneler gününde hemde.

Reyhanlı'da ölen insanların ve Burak Yıldırım'ın ailesine buradan başsağlığı dilemekten başka bir çare yok.Elimizden gelen tek şey ''Allah rahmet eylesin'' demek.

Ama tüm her şeyi özetlemek gerekirse Türkiye'de bir can değil, 50 can değil.Türkiye'de son 3 günde gördüğüm tek şey sporun Türk insanında ki o akıl almaz değeri.

Hadi kalın sağlıcakla, TV izleyerek.

7 Mayıs 2013 Salı

1 Mayıs yaralıları Dilan Alp ve Meral Dönmez

Haber Metni: 
Olaylı 1 Mayıs kutlamaları sırasında başından yaralanan lise öğrencisi Dilan Alp’in, olaylar sırasında elinde molotofla çekilmiş görüntüleri ortaya çıktı. HDK bileşenlerinden Türkiye Gerçeği mensubu olduğu belirtilen Alp’in, Türkiye Devrim Partisi içerisinde de faaliyet göstermeye başladığı ifade edildi. Olaylar sırasında yaralanan Meral Dönmez’in ise DHKP-C örgüt üyeliğinden 6 yıl 8 ay hapisle cezalandırıldığı ve 1 yıl cezaevinde kaldığı belirtildi. (bkz. Dilan'ın molotof atma görüntüleri)
Dilan Alp'in elinde taş ve molotof olan fotoğraflar:



Olaylar sırasında yaralanan Meral Dönmez'in fotoğrafları:





3 Mayıs 2013 Cuma

Polisi Harcayan 1 Mayıs

Gerçekten hayatımda bu kadar saçma bir şey görmedim.Ne hükümeti sevmek zorundasın, ne devrimcileri ve de başkasını işte bu kadar basit.

Sevmek zorunda olmadığını bildiği halde bizim millet, neden bu kadar bencil.

*

Son 1 Mayıs olaylarıyla bu dediklerimi çok iyi gördüm.

Kısaca son 1 Mayıs olayını anlatmak gerekirse, hükümet yani İstanbul Valiliği Taksim'de 1 Mayıs İşçi ve Emek Bayramı'nın kutlanmasına izin vermedi.Sebep olarak da Taksim'de ki inşaat çalışmalarını gösterdi ve kutlamalar için Kadıköy'ü işaret etti.Bunun üzerine başını DİSK'in çektiği bazı sendikalar biz yine de Taksim'de kutlayacağız diye hükümete rest çektiler.Bu reste karşılık valilik de 'Ne olursa olsun kimseyi Taksim'e sokmayacağız.' dedi.Hala Taksim'de kutlayacağız diyen sendikalar Taksim'e de çıkış yollarını ve programlarını hazırladılar ve 1 Mayıs günü geldi.

Devlet yasak olan Taksim'e giriş konusunda otoritesini korumak amaçlı ciddi ciddi 1 Mayıs da polis devleti oluşturdu.Bildiğin küçük birlikler halinde İstanbul'un Taksim girişlerinde yığılmışlardı.Polis karşısındaki sendikaları, vatandaşları ve bazı farklı grupları -bu gruplara marjinal grup mu deseydim onu da bilemedim- Taksime almamakta kararlı olsa da, gruplar girmek için ısrarlıydı.Kaldırım taşları söküldü, camlar kırıldı, yollar kapandı, çöp kutularından barikatlar oluşturuldu.Bunların sonucu olarakta yüzlerce biber gazı kullanıldı.Polis çok sert çıktı, yaralılar oldu ve zarar oluştu.


Peki neden polis her zamankinden daha sertti?

Bu sendikalar neden Taksim diye ısrar etti?


1 Mayıs Taksim ile özdeşti.Ama 1977 Kanlı 1 Mayıs sonrasında da Taksim, kutlamalara kapandı.Ta ki 2010 yılına kadar.

İşte 1 Mayıs gibi ülkenin hatta dünyanın en önemli bayramlarından biri, neden bu şekilde inatla pisliğe bulaştırıldı? 

Açıkçası ben bunda art niyet arıyorum.Yıllardır 1 Mayıs olaylar içinde geçiyor.Önceki seneleri geçin bu sefer İstanbul Valiliği tarafından mantıklı bir açıklama geldi.İnşaat halinde dendi. E bunların üzerine hala ısrar edilmişse; tüm yaralanmaların, zararların ve evlerinden çıkamayan insanların sorumlusu bu kişiler.



Poliste suç yok mu?

Var tabi arkadaşım, polis bu kadar sert çıkmamalıydı ama sen neden kaldırım taşlarını söküyorsun, neden esnafın camlarını indiriyorsun, neden trafiği kitliyorsun, neden arkadaş?

Gidelim Kadıköy'e kutlayalım.Yoksa amaç İşçi ve Emekçi değil mi?



Hükümetten nefret et, polisi sevme ama çıkan olaylar içinde polisi suçlu ilan etme!

*

Birde olayın şu boyutu var tabi.
Sonuna kadar polisin arkadasın da görünenler, PKK yandaşlarının eylemlerinde sert çıkan polise şakşak tutanlar şimdi polise kızdı.Ne farkı vardı acaba?

Burada da sapanlar konuştu, molotof atıldı, polise saldırıldı.E hani polis hakkı? 

PKK yandaşları kendilerine mantıklı(!) bir sebep bulup polise karşı geliyor.Peki bunlar neyin mantığıyla saldırıyor? Polise saldırmakta nasıl bir mantık aranır onu da düşünmek lazım tabi.

*

Bu olaylar sonrasında bazı milletvekilleri de polisi suçlu buluyor.Yav arkadaş sen devletsin ya.Devlet yasaklıyorsa Taksim'e gitmeye çalışma.Bunu anlamak çok mu zor? Ha yine de gidiyorsan da, sonuçlarına katlan.

*

Başımdan geçen bir olayı anlatayım.

24 Nisan 2011.Malum Diaspora.Bu güne Ermeni Soykırımını Anma Günü diyenlerde var.Bende diaspora yalanı için Taksim'de entel takılan bazı saçma sapan gazeteci ve çakma aydınlara karşı yürüyüşe katılmıştım, ülkücülerle birlikte.Biz 'Vatan, Millet Sakarya' diye bağırırken polis bizi çevreledi.Galatasaray Lisesi'nin ordayız.Arkadan komünist bir grup ne için olduklarını gerçekten hatırlamıyorum yürüyüş yapıyorlardı.Olduğum grupta, bu kişilere saldırmaya kalktı.Polise vuranlar da oldu.Poliste karşılığında biber gazlarını ve coplarını konuşturdu.Beraber gittiğim arkadaşımı da geri çekiyordum.Öyle böyle derken olaylar dindi.

Burda anlatmak istediğim şey bir nevi devletin politikasını destekleyen gruba bile polis sert çıktı, çıkmak zorunda kaldı.

İşte olay aslında bu.

Düşünsenize polis orada aradan çekilseydi neler olacaktı.İşte polisin amacı bundan ibaret.Kavga, karışıklık çıkmaması için zor kullanabilme yetkileri var.Aşırıya kaçmaması dahilinde meşru bir hakları bu.Aşırıdan kastım da karşıda ki grubun inadına bağlı.Polisten kastım da çevik kuvvet.

*

İşte sırf sendikaların ısrarı sonunda İstanbul'da tüm otobüs, vapur ve metrobüs seferleri iptal oldu.Kutlamalara katılanlar ulaşım araçlarını kullanamadılar, bazıları katılamadıkları halde kutlamalara katılmayı düşünmeyen ve izinli olan yada, 1 Mayıs'ta bile işe gitmek zorunda kalan insanlarda, ulaşım imkanlarının kısıtlılığından evlerinden çıkamadılar.

Bence Valilik zarar gören tüm esnaf ve halk için özür dilemeli.O kadar.

Çünkü Hepsinin sorumlusu amaçsızca İşçi Bayramı'nı kutlayanlar.Herşeyin sorumluları bu kişiler ve gruplar.

*

Buradan da Hükümeti sevmediği için polisi harcayan insan topluluğuna selam yolluyorum.

>>> 1 Mayıs yaralıları Dilan Alp ve Meral Dönmez

 
'Sen Bilmesende' ve Ağzı olan konuşur

26 Nisan 2013 Cuma

'Sen Bilmesende'

Önceden yazdığım bir şiirdi, küçük düzenlemeler yaptım.Pek şiir yazma eğilimde değilim ama ara sıra içimden geliyor, yazmaya çalışıyorum.


Sen Bilmesende
Sanırsın ki kolayca bitecek bu durum
Unuttun karşındakini, belki de hiç tanımadın.

Hatırlamadın sen ama, o hiç unutmadı.
Aşığım dedi, başlamadan bitti.
Yalan olduğunu düşünmüş olabilirsin, bunu o hak etmedi.
Aldanmayı düşünmeden sustu ve gitti.
Teşbih gibi oldu ona, Allah'ın sopası mı var?
Takıldı kaldı sana, geçse de aylar yıllar.
Izdıraplı günlerinden kurtulmak mı?
Riyakarlık mı bu, yoksa aşk mı?
                                                   A.K

 
Ağzı olan konuşur ve Hani objektif bakıyorduk

25 Nisan 2013 Perşembe

Ağzı olan konuşur

Cümleten selamlar.

Dün arkadaşlarla oturuyorduk.Sohbet muhabbet derken, herkesin ergenliğinde yaşadığı apaçiliklerden konuştuk.O an aklıma geldi ki kendi kendime eğlendiğim bir sitem vardı benim.

Eve gelir gelmez girdim oraya, bir baktım ki bazı sözler paylaşmışşım.Hepsi de bana ait.Benim lise zamanımı özetlercesine hatıralar.
İşin kötüsü geçen seneye kadar yazıyordum bu sözleri.Ama yine de tüm sözlerimin arkadasındayım.

Sözlerin tarihi sırası yok.Karışık yani.Buyrun sizi o müthiş sözlerimle baş başa bırakayım :)
Alışılmışlıklarımızdan kurtulduğumuz gün; benliğimize döndüğümüz gündür.
Ermeni katliamı oldu dediniz hep beraber yürüdünüz de, Hocalı katliamı oldu romatizmanız mı azdı? (Sözüm kendilerini ırkçı görmeyen,diğer herkesi ırkçı gören,insancıl özgürlükçülere(!))
Tutunacak dalı geçin, tutunacak ağaç bulmuşşuz kendimize, hala çırpınış ve ağlayışlarımız hız kesmiyor.
Batının köpeği olacağıma, halkımın köpeği olur;ölürüm daha iyi. (Kuzey Kore'ye itafen.)
Duvardaki bir nokta için duvarı boyuyoruz.Sonra da akan boyayı dert ediyoruz
Acaba kaç insan ‘ismi’ olmadığı için kayboldu. (Her şey isme,tanınmışlığa bakıyor bu dünyada.Sırf popüler olamadığı için kaç kişinin şarkılarına ”boktan” denildi.Yada kaç kişinin fikirleri bir frikik kadar duyuldu.)
Yadırganacak bir şey yapıpta onu söyleyebilen kişi; rahattır, marjinaldir, cesurdur.
Ne kadar çaresiz kalırsan, o kadar mutluluğun anlamını öğrenirsin. 
Hayat, sürprizlerle dolu ama, keşke sürpriz yumurta gibi olsa; her defasında azıcıkta olsa mutlu olsak.
Bir baktım çevreme; herkese acıyorum yaşlısından gencine.
Zamanın nasıl geçtiğini, illa ki zamanı gelince öğreneceksin.
Gece; kötüdür, acıdır, kederdir.Gece; inançtır, istisnadır.İnsan seçer.Ya gündüz? Sadece herkestir.
Ne bekliyorsun sen? Sadece sen haklı olamazsın.Onun da bir nedeni vardır.Ama sadece bir nedeni.
Ne için yaşıyorsun? Kim için, kimler için? Hayatın kimin ya da kimlerin elinde? Bir düşün.
Ne din ne kardeşlik ne de başka bir şey tanır; çıkar ilişkisi. (Babamdan esinlendim.)
‘Sadece’ diye başlayacağın cümleyi söyleyebilmek bile önemli.
Keşke telefon olmasaydı.Ne ben, ben olmaktan çıkardım.Ne de sen, saçmalamazdın. 
Gizli iş yapmayacaksın, direk söyleyeceksin, anlatacaksın meramını.Dertsiz başa dert vereceksin yeri geldiğinde.Emin ol bunu hak eden çok insan var.
 
Hani objektif bakıyorduk? ve Kim bu faşist?

22 Nisan 2013 Pazartesi

Hani objektif bakıyorduk?

Barış sürecini savunanlar olarak vatan haini miyiz biz abi?

Barış sürecine destek vermek hükümetçi olmak değildir.Bu sürece destek vermek PKK'nın isteğine yanıt vermekte değildir. 

PKK sizce yıllardır Kürt halkının varlığı için mi savaşıyordu sanki? Hayır.
Kendi halkım dediği Kürtleri bile öldüren bir örgütün kağıt üstünde ki amacı bu olabilir ama 30 yıldır buna göre hareket ettiği söylenemez. 

Bu süreci AKP hükümetinin üstlenmesi diye bir şeyde yok.Yediremiyor olabiliriz.AKP bu süreçten alnının akıyla çıkar ve silahlar susarsa, Türkiye'nin önünde ki en büyük sorun ortadan kalkacak.Bu AKP hükümetine illaki fayda sağlayacaktır.Ama bu konuda o yapamadığımız şeylerden biri olan 'objektif' bakma mevzusunu bir gözden geçirelim. 

Bu sürece muhalefet partileri olan MHP, CHP ve diğer partilerin katılmasını kim engelliyor? 

MHP kendi prensipleri ve siyasetine göre sürece destek vermiyor olabilir.Ama yine klasiklerden birini yapıştıracağım hazır olun, ''Milletvekili çocuğu şehit olmuyor, Doğu'ya gönderilmiyor tabi.'' Bu AKP milletvekillerinin çocukları içinde geçerli, CHP'liler için de. 

MHP Türkçüyüm, Turancıyım, vatan benim en büyük sevdam, teröristlerle görüşme olmaz diyor.Bu söylemlerden sonra da düşünmüyor değilim.Bende vatansever bir Türk çocuğuyum.Ben bu süreci destekleyerek kendime ve bu topraklara ihanet mi ediyorum yani? Tabi ki de hayır abi.

Siyasi partilerin kendi menfaatleri için benliğimden taviz verecek değilim ki sürece destek verenlerde böyle şeylere takılmasın.

Neyse gelelim CHP'ye. 

Yav gelmesek mi ne yapsak arkadaş.CHP hakkında yorum bile yapmak istemiyorum.Çokta milletin şeyinde sanki bu durum ama yardırayım en iyisi.

Kılıçdaroğlu CHP'de değişime öncülük etti.Katı CHP'den tavizler verdi.Birçok değişime destek verdi.Ama bu sürece neden destek vermiyor, onu anlayamıyorum. Değiştik denilen bir partinin meclisteki asıl katı tabanı mı izin vermiyor, yoksa CHP süreç başarılı olursa AKP bundan fayda sağlayacak korkusu mu yaşıyor? Açıkçası değişen CHP'ye bu tavır yakışmıyor.Yada değişmiş görünen CHP'ye.

CHP AKP'ye terörist lideriyle görüşmeyin diyor da kendi -bir yazarın dediği gibi- binlerce insanı katleden Esad'ı ziyaret ediyor, öldürme işi nasıl gidiyor dercesine. 

Muhalefet partilerini anlatırız da hükümet anlatılmaz mı, anlatılır tabi.

Hükümet önceden de söylediğim gibi süreci başarısızlıkla kaparsa, tabanında oy kaybetmek bir yana taban dışında olan ve sürece destek veren kâh 'insanlar ölmesin, analar ağlamasın' diyerek destek verenleri kâh ta bu sürece hazmedemeyip de mecburen teröristlerle diyaloga göz yuman, sırf 'Silahlar sussun, şu topraklarda barış içinde yaşayalım' diye destek verenleri(milliyetçileri) yüzüstü bırakacak.

Hükümet, bu süreç dışında yaptığı son 'T.C. ibarelerini devlet dairelerinden kaldırma' işini niye yapıyor? Hemde şu süreçte çok mu mantıklı sizce.He zaten T.C. ibaresinin kaldırmasında zaten mantık yok ama böyle salak-saçma işler neden yapıyor anlayamıyorum.Halkın milliyetçiliğini sorgulamak ne hadlerine ki dimi.

Birde bu sürece sadece kendi fikrini düşünerek yorum yapan insanlar var.Bunları genel olarak sosyal medyada görüyoruz.Oturuyor bilgisayarın başına(benim gibi) işte şöyle vatanseverim, böyle milliyetçiyim falan da filan da.
Benim Doğu'da bir asker tanıdığım yok.Ölüm korkusunu yakinen yaşayan biri değilim.Ama ben oralarda oğlu, kardeşi, babası neyse artık asker olan evlerinde korkuyla bekleyen aileleri de düşünüyorum.Şehit verince hep 'Vatan Sağolsun!' dedik.İyi güzel vatan sağolsun da insanlarda ölmesin.Bu insanlarda ki milliyetçilik midir nedir bilemem ama tamamen bencillik olarak görüyorum. 


Şimdi diğer yazılarda 'Hem barış sürecine destek verip hemde nasıl PKK'ya ve Öcalan'a terörist dersin.' diye mail ve yorumlar geldi.Bu konuyu şöyle özetleyeceğim.

PKK terörist bir örgüt, kim ne derse desin.İngiltere kendi sorunu olan IRA'yı bitirdikten sonra veya o bitirme sürecindeki anlaşmalar sırasında IRA'ya terörist diyen halk, bir anda terörist dememeye mi başladı? 

Barış olsun olmasın, benim için onlarca askerimizi şehit eden, kendi halkım dediği kişileri katleden, bebekleri öldüren örgüt teröristtir.

Yazıyı toparlarsam.
İnsanlar taraftarı olduğu siyasi partilerin gözünden bakmasınlar bu olaya.Siyasetin gerçekten vahşi doğa koşullarından beter bir durumu var. 

Hükümeti yine destekleme, yine küfür et.Siyasi partilerin ne kadar sahtekar olduğunu konuşmaya gerek yok ama siyaset olmadan da böyle sorunların ortadan kalkacağı yok.Bu sürece destek verince milliyetçiliğimizden taviz vermiyoruz.Nitekim destek vererek bu topraklardaki barışa destek olmak, ülke olarak gelişim ve kalkınmaya faydalı olacaktır.Vallahi kusura bakmayın, hükümet ağzından konuştum şuan ama hangi parti olursa olsun hepsinin doğrularını alın.Ben öyle yapıyorum.

Kalın sağlıcakla, objektif bakışlarla.


 
Kim Bu Faşist? ve Ağlak Mod

14 Nisan 2013 Pazar

Ağlak Mod


Ne istiyoruz arkadaş biz!

Sorumluluk mu? 


Boşluk mu?


Değişim mi? 


Yoksa hepsi boş laf mı?








Ne zaman bir sorumluluk altına girsek direk ağlak moda bürünüyoruz.Boş gezenin boş kalfası olmak hoşumuza gidiyor olsa gerek.Boş gezince de sorumluluk istiyoruz.Bu terste gerçekten bir iş yoksa 'insanoğlu nankör' der bu konuyu başlamadan bitirebiliriz.


Ama.


Neden bu ikilemde gezindiğimiz, neye ve niye değişimi istediğimizde önemli.


Siz düşüne durun ben sorumluluğumu yerine getirmekle uğraşayım.Ben çok düşündüm.Giriş ve gelişme bölümlerini geçsem de sonuç bölümüne hala ulaşamadım.


Kalın sağlıcakla, sonuçsuzca.


 
Günlerden bi gün ve Bağlanmayacaksın işte 

Bağlanmayacaksın işte

Benim için anlamı olan bir şiiri paylaşmak istiyorum.Bilmemenizin ihtimali yok gibi ama en azından tekrar okuyun.

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…


Can Yücel

11 Nisan 2013 Perşembe

Günlerden bi gün

Günlerden bi gün, o kadar eğleniyorsun ki öyle böyle değil.

Dertler derya olur sende bıkarsın; hayata isyan edersin ve tutunacak dal ararsın ya, işte öyle.

Tüm bunları kenara koyarsın, o günde bunları hatırlamak istemezsin.

Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığın zamanlardandır o gün.

Gülersin, oynarsın, koparsın, atlarsın, zıplarsın.

Çevrendeki arkadaşların veya başka birileri 'Kimse kim ulan!' önemi yok işte sadece eğlenmene bakarsın.

Orda belki 2 saat geçmiştir, belki de 6 saat.Ne önemi var ki.Geçmesin yeter senin için.

Aklına gelmemesini istediğin olay veya kişiler vardır bilirsin.Eğer şanslıysan gelmez aklına, hala eğleniyor olursun.Ama kimse şanslı değildir bu konuda.

Oturduğun masadan şöyle bi etrafını kesersin herkes kendi halindedir.Sende eğleniyorsundur ama sanki bazılarının hiç derdi yokmuş gibi düşünürsün.

Biri olmadık saçma hareketler yapar, diğeri göbek atmanın tarihini yazar bi köşede, öbürüne ne demeli güle güle bir hal olmuştur.

Etrafı kesmeye devam ederken biri ile göz göze gelirsin.Elin ayağın birbirine dolanır.Hemen gözünü çekersin, o da tabiki de.

O an aklından geçenler soru işaretlerinden ibarettir sadece.

O da senin gibi düşünüyordur belki de.Belki sen okulu dert ediyorsun, o sevdiğini.''Koca kalabalıkta göz göze gelmekte ne demek lan'' dersin.

Sonra masaya geri dönersin.Ara ara onu kesersin, rahatsız etmeden.

Oturduğun masada eğlence doruklara ulaşmıştır.Onlara katılırsın.Sohbet muhabbeti kenara koy, ilkokul çocuklarının eğlence günleri olur ya, şarkılarla o moda girersin.

Ara ara dinlenmek için masaya oturursunuz, o zamanlar çok değerlidir.Saate bakar durursun.''Ulan geçmesin işte zaman'' dersin.Tahminen masadan kalkıp eve dağılacağınız saat bellidir aslında.

Kopup eğlenmene devam edersin.Ankaranın bağlarından, gangnam style'a; oradan harlem shake'e oradan oradan...

Kurtlar dökülür, psikolojik rahatlama evresine geçilir.

Gitme vaktine az bi zaman kalmıştır. Öfler, pöflersin bu zamanlarda.

Neden öfleyip pöflediğini herkes bilir.

Ama vardır o masada senin gibi düşünmeyenler.Sakın onların derdi yok sanma!

Artık eğlence biter ve kalkarsınız.''En kötü günümüz böyle olsun'' klasiğini biri her zamanki yapıştırır.

Yolda eğlenmeye geldiğin kişilerle muhabbete devam edersin.

Muhabbet ederken aklında hep 'Aha! Eve gidiyorum ya lan'' , ''Şimdi eve gidince napıcam oğlum ben'' diye geçirirsin.

Bide sürekli niye kendi kendine 'lan' dediğini düşünürsün.Düşünmek parayla mı sanki arkadaş.

Neyse eğlenmeye geldiğin kişilerle ayrılma vakti geldi. ''Öpüşür koklaşır, hadi görüşürüz.'' der ayrılırsın yanlarından.

Tek başına eve giderken eğlendiğin zamanki olaylar aklına gelir.Maymun şeklinde hareketler yapan çocuk gelir aklına ve kendi kendine gülersin.

Tüm günün özetini o yolda yaparsın.Tabi, yalnız gidiyorsan eve.Yalnız gitmiyorsan da gittiğin kişilerle muhabbeti olur da neyse.

Bi an ''Aslında bugün X kişisine şöyle demeseydim iyi olurdu, acaba ayıp mı oldu.'' dersin.Daha neler neler.

''Çok boş boğazım lan herhalde ben'' falan dersin işte.

Bunları düşüne düşüne zaman geçerken eve gelmiş olursun.

Eve gelince bi bakmışsın, yorgunluktan ölüyorsun.Bi bilgisayara bakayım dersin.

Oturursun bilgisayarın başına.Bi bakayım dediğin bilgisayarın başında oturdukça oturursun.

Bilgisayarın başında uzun oturmanda ki sebepte facebook veya twitter.Buralarda yaptığın şey bellidir.

Bilgisayarı kapatırsın ve bi lavaboya gidersin.Sonra odaya girersin.

Yavaştan yatağa girersin.Kafanı yastığa koydun.

İşte!

İşte film bundan sonra kopar.Tüm gün zamanın geçmesini istememenin sebebi budur aslında.Günün yoklamasını yolda bitirmiştin.Ama burda devam.Masadayken kestiğin ve göz göze geldiğin kişi aklına gelir.

Aklına gelmesini istemediğin o lanet olay veya kişiler var ya, burada hep bi olayın içindelerdir.
Çünkü oda sessiz.
Kimse yok.
Herkes uyumuş.

Düşün düşün düşün.

Uyumaya çalışma çabası devam ederken hemen uyuyup kalkmayı istersin, ve uyumuşsundur.

Evet bir günün daha böyle bitmiştir.Ne kadar eğlensen de yastığa kafanı koyman, hepsini ''Geri Dönmeyenler Kutusuna'' atar.

Evet.Senin için üzülüyorum.

Ama kusura da bakma, herkes göründüğü gibi değil.Burda yanlışın var senin.

Sen kimsin ulan da diyebilirsin tabi.

Kimim biliyor musun?

Ben o; göbek atmanın tarihini yazan, saçma sapan hareketler yapan veya güle güle bi hal olmuş senle aynı durumları yaşayan eğlenmeye çalışanlardan biriyim.

Senin için ne kadar üzüldüğümü görsen de yalnız değilsin lan işte, korkma.

2 Nisan 2013 Salı

Bir Şey Yapmalı?
















Küçüklükten beri hep bekledik.Belki yaşımız genç, belki de yaşımız ilerledi.Bu pek mühim değil.

Peki nereye kadar gidecek bu beklenti durumu?

Her insan hayal kurar.Hayal kurmayan insan boş insandır, açık ve net.Biri hayal kurduğu şeyi sesli düşündüğünde ''Geç bunları, bu seni aşar.'' diyerek de belki de ne kadar çok şeyi kaçırdık.

Ama cesaretli olmak gerekiyor.
''Cesaretli olursan daha rahat hareket edebilirsin.'' derler.Uygulayabilene tabi ama hangimiz cesaretli davranabiliyor ki.
Eminim 
Birçoğumuzun aklına orjinal bir fikir geldi de uygulayamadı.
Birçoğumuz içinde dert olan şeyi söyleyemedi.
...
...
...
...
Binlerce örnekle sıralanır bu konu.

Birde 'birçoğumuz' değil, hiç kendi kendimize yalan söylemeye gerek yok.Hepimiz aynı cesaretsizliği zaman zaman göstermişizdir.Belki de bunun adı bu değildir de 'yersiz' davranmamadır ama sevdiğimiz kişiye bu ilkokul aşkı, lise aşkı, üniversite aşkı neyse artık sevdiğimizi söyleyemediğimiz olmuştur.Aslında bu dönemlerde de bir beklenti içinde oluruz.Sevdiğin kişinin seni sevmesi gibi. (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=4jBjg0AOGmg )

Bu senin sevdiğin kişinin seni sevmemesi sonucu oluşan ''aşık olma'' olayını da açmak istiyorum.Bence:
Ya sen ulaşamadığın için hala onu seviyorsun,
ya da ulaştın ama ilişki kısa sürdüğü için sevmeye devam ediyorsun,
en kötüsü de onu sevdiğini sanıyorsun ama bu sadece bir alışkanlık oldu senin için.

Yazdığım 3 farklı olay; dışardan izlenimlerim yada benim yaşadığım sorunlar sonucu ortaya çıkmış teoriler.Bu olayların hepsi birer ''aşk'' örneği diyeceğim ama buna sevmek de diyebiliriz, çünkü aşk kelimesini kullanmak bana biraz garip geliyor.

Bu olayı piyasada dolaşan uzmanlar(!) gibi teorilere döktüm üzgünüm ama bence bu yazdığım teorileri de bir düşünmek gerekiyor.Arasından seçip alın benim gibi.

Evet ilişki uzmanlığımdan sonra beklenti ve cesaret konusuna kaldığımız yerden devam edelim.

Yukarıda ki soruya cevap 
Öğüt vermek gerçekten güzel.

En sevmediğim şeydir yok ''Facebook'un kurucusu Marc Zuckerberg böyle bir şey olabileceğini düşünmüşmüydü?'' , ''Sabancı simitçilikten buralara gelebileceğini hayal bile edebilir miydi?'' vb. 

Düşünmemişti belki ama bunların yanında şans payı da mevcut.

Bu konuya 'Başkalarının tecrübelerini yaşayarak öğrenmek büyük ahmaklıktır.' sözüyle de atıfta bulunmak istiyorum.Herkesin bence kendi tecrübesini oluşturması gerekiyor.
Cesaretini kırması, öz güvenini toplaması gerekiyor.Yakın zamanda okuduğum bir yazı sonrasındaki gaz olabilir ama artık herkes eski hayatına değişiklikler getirmeli.
Yeniliklere açık olmalı.
Beklediklerini çekip almalı yada beklentilerini değiştirmeli.

Yazıyı böyle sonuçsuz bitirdiğimi sanabilirsiniz ama yanılıyorsunuz:

Tıklayın> http://www.youtube.com/watch?v=O2Jbryj_tyk
















evet yazı sonuçsuz bitti.

Kısaca bir rüyam

Oldukça çok rüya gören biri değilim fakat bugün uyandığımda gördüğüm (saçma belki de anlamlı bilemeyeceğim o kadarını) rüyayı sizlere yazacağım.

İstanbul'da ki evimde oturuyorum.Yanımda Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya ve Gültan Kışanak oturuyor.Bunların hepsi BDP milletvekilleri.Normal ev halimi yaşarken yerde 4 tane fare geziyor.Halının üzerinde.
Bende yanımda olan milletvekillerine son barış görüşmeleriyle ilgili sorular soracağım.Gültan Kışanak'tan nefret eden birisi olduğum için küfür edeceğim ama etmiyorum.Bekliyorum.Saçma muhabbetler içerisinde tam soracağım sormuyorum.

Sonra fareler her aklımdan soruları geçirdiğimde ayaklarıma doğru geliyor.En sonunda aklımda ''Vazgeçiyorum, sormayacağım soruları'' derken fareler üzerime atlıyor.Farelerden de o kadar iğrenirim ki sormayın.Fareler üzerime atladıktan sonra sıçrayıp uyanıyorum.

Şimdi yazıyı okuyanlar ''Neden bu rüyayı yazdın? Hiç mi özelin yok arkadaşım senin? İyice bokunu çıkardın.'' gibi tepkiler verebilir.

Millet rüyalarında uçar, kaçar, büyük adam olur, sevdiğine kavuşur, kral olur, soytarılaşır, severek ayrılır neyse ne.Bu nasıl bir rüyadır arkadaş?

Ama rüyanın saçmalığı o milletvekilleriyle aynı yerde bulunmam, yada farelerin uçan tekmeleri değil.

Neden barış görüşmeleri bilinçaltımda? Bilinçaltımda her zaman kurguladığım hayallerim neden yok?

21 Mart 2013 Perşembe

Öcalan'ın mektup temennileri

Evet malum kişinin bugün yani 21 Mart 2013'de Diyarbakır nevruz kutlamalarında Sırrı Süreyya tarafından mektubu okundu.Mektupta bulunan:
  • Halkların kardeşliği
  • Misak-ı Milli vurgusu
  • Çanakkale Savaşı'nda ki Kürt-Türk birlikte savaşması
  • İslam bayrağı altında kardeşlik
  • Halay-Horon kardeşliği 
  • Hz. Musa, Hz İsa ve Hz Muhammed vurguları
  • Bölünmeye karşı birlikte olalım çağrısı 
  • Helalleşme vakti 
göndermelerinde Öcalan neyi amaçlamış olabilir.Bu göndermeler 30 yıldır PKK ve eylemlerine karşı bizlerin sarf ettiği sözler.Yıllardır Stalin, Mao ve bunların savunduğu Sosyalizmi kendine ideoloji olarak belirleyen bir Öcalan ve PKK var.Bu mektup tamamen göz boyama.Halkın gözünü boyayarak kendini masuma çıkarma çabaları.

''Şehit verilmesin.Masum insanlar ölmesin.'' temennilerini bizde istiyoruz.Barış olsun.Görüşmeler sürsün.Ama kesinlikle ve kesinlikle Öcalan'a ev hapsi veya müebbet cezasının kalkma ihtimali olmasın.Barış için zaten hazmedemeğimiz şeyleri ellerimiz titreyerek okuyoruz, izliyoruz.Ama ötesi olmasın.

Birde kendimce bu göndermeleri yorumladım.

Halkların Kardeşliği / Halay-Horon kardeşliği

Yıllardır tüm siyasi partilerinde bahsettiği gibi hepimiz kardeşiz.Hepimiz aynı topraklarda yaşayan kaderleri bir insanlarız.Faşist(!) olarak hitap edilen MHP, bu ''kardeşlik'' vurgusunu sürekli söyledi.Yani kimseden bunun aksi tek bir cümle bile çıkmadı bu zamana kadar.Genede BDP, DTP neyse artık bu vurguları yaptı.Ama kendi çaplarında tehditler savurarak.İnsan ölümlerine dolaylı olarak destek çıkarak.
'Halkların Kardeşliği' özetle herkesin dillendirdiği en büyük temenni.

Misak-ı Milli vurgusu / Çanakkale Savaşı'nda ki Kürt-Türk birlikte savaşması
Kürt, Türk, Laz Çerkez hatta bazı Rumlarla bile Kurtuluş savaşında beraber savaştığımızı biliyoruz.Kimse demedi zaten ''Kurtuluş Savaşında Kürtler bizi sırtımızdan vurdu.'' diye.Zararlı Cemiyetler olarak bize öğretilenler arasında Kürt cemiyetinin olması hiç birimizi genel olarak Kürt halkına düşmanlık beslettirmedi.Orada İslamcı cemiyetlerde vardı.Ne yapalım şimdi İslam'dan vaz mı geçelim?
'Misak-ı Milli' vurgusunda bu toprakları hep beraber kazandık mesajını veriyorsa Öcalan; avukatları yoluyla bunu ilkokul okuyan herhangi bir çocuğa sormasıyla öğrenebilirdi.30 yıl bu mesajı vermekle geçirdiyse onu destekleyenlere yazık!

İslam bayrağı altında kardeşlik

Öcalan'ın yukarıda ki göndermelerine bakarsak İslam'ı ortak bir payda olarak görmüş ki bu doğru.Ama Öcalan'ın İslam ve din konusunda neler yazdıklarını biliyor musunuz?

Öcalan, “Sanat ve Edebiyatta Kürt Aydınlanması” isimli kitabının 153. sayfasında şunları söylüyor: “Yukarıda Tanrı olsaydı, beni yine yanlış yola sevk edecekti. Allah da Kürtler için değildir, Kürtleri şaşırtıyor. Kürtlerin Allah'ı da onları yanlış yola sevk ediyor. Bunun için ben kendi kendimin tanrısıyım.”

Bir başka kitabında ise kendini yarı tanrı ilan ediyor.

“Özgür Yaşamla Diyaloglar” isimli kitabının 257. sayfasında ise şöyle anlatıyor:
“Lise dönemlerinde büyük felsefik bunalımı yaşadım. Tanrı ile savaşı verdim, bu savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum.”

“Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa” kitabının 1. cildinin 204. sayfasında da PKK elebaşı Öcalan, “Tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona  ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür” diyor.

Abdullah Öcalan, söz konusu kitabın 313. sayfasında da şunları söylüyor:
“Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve bildirgesidir.” Öcalan, kitabın 354. sayfasında ise “Namazın kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur” ifadelerini kullanıyor.


1992'de Yalçın Küçük'e verdiği röportajda "PKK'nın çıkışıyla İslamiyet'i karşılaştırıyorum... Peygamber gibi konuşmak, peygamber gibi hitap etmek, nazarımda çok değerlidir. Kaldı ki peygamberce olmak niye kötü olsun!"  demiş.

Öcalan M. Ali Birand ile 1992'de yaptığı röportajda
''Yurtdışına çıkışımı peygamberin Mekke'deki sıkışmış durumuna benzetirim" diyor.

Eski Savcı Gültekin Avcı da "Kürt Buhranı" isimli kitabında Öcalan'ın İslamiyet'e bakışını araştırmıştı. İşte Öcalan'ın kitaplarından derlenen İslamiyetle ilgili sözleri;
"Ayet ve sünnetleri materyalist analiz çerçevesinde değiştirmek gerekir"
"Camilerde tiyatro oynanmalı! Namaz bir tiyatrodur!"
Öcalan: "Günümüzün Allah"ı bilimdir."
"İslam inancı bir hastalık!"
"İslam dini Kürt"leri ezdi!"
"Öcalan: Muhammed"in kişiliği çelişkili!"
"Kürtler İslamlaştkça Kürtlüklerini unutuyorlar!"


Bu sözleri sarf eden bir kişi 'İslam bayrağı altında kardeşlik' vurgusuyla da Müslüman Kürt halkını etkileme yolunu tutuyor.PKK'nın genel olarak Kürt halkı üzerinde etkili olamamasının sebebini de komünizmi kendilerine ideoloji olarak belirlemeleri değil miydi zaten.Böyle mesajlar vererek diğer Kürt vatandaşları da cezbetme çabası aşikar bir şekilde ortada.


Hz. Musa, Hz İsa ve Hz Muhammed vurguları
Ortadoğu olarak bilinen bu bölgede etkin olan peygamber ve milletler üzerinde kendi çapınca barış sinyalleri veriyor.

Bölünmeye karşı birlikte olalım çağrısı
Yine ve yeniden söyleyelim.30 yıldır PKK'ya ve kendisine karşı söylenen sözleri bizlere mesaj olarak iletmesi ne komik ama değil mi? Türkiye yabancı güçlerin etkisindeki sağ-sol çatışmaları, alevi-sünni olayları, Ermeni ASALA örgütünün katliamlarını gördü.Son olarak da Kürt-Türk çatışmasına PKK ve Öcalan yüzünden itilmedi mi? 'Bölünmeye karşı birlikte olalım çağrısı' ne kadar inandırıcı ağızlardan çıkıyor ama dimi.

Helalleşme vakti
Barış isteyen biri olarak asker ve sivilleri öldüren kişilerle helalleşmek istemiyorum.Ama artık Öcalan'ın zamanında dediği gibi ''Yabancı güçlerin etkisinde ve desteğiyle bu hallere geldik.'' yorumlarını bazı PKK yandaşlarından dikkate almalarını istiyorum.

Benim askerimi ve vatandaşımı öldürenlerle neden helalleşeyim ki? Kusura bakılmasın ama bu durumu kabullenme aşamasına girelim ama unutulacak şeyler değil.Maşa olan bir Öcalan ve sonrasında kendi amaçları uğrunca bunları uyuşturucu, sigara ve silah ticareti olarak çeviren bir örgüt yani çatışmaya devam eden bir PKK var.

Kolay kolay unutulacak şeyler değil.Ama tabi ki de barış için insanlar ölmesin diye susararak beklemekten yanayım.Helalleşme konusunda.

PKK ve yandaşları dışında hiçbir Kürtle bir sorunum olmadığı için pek dert edilecek bir durum değil bizler için.

Son olarak toparlarsam.
Benim amacım barış isteyen birinin mektubunu baştan aşağı eleştirmek değil ama zamanla barışı yok eden birisinin böyle yıllardır herkesin dediği iyi dilekleri ve niyetleri tekrar etmesi.

Cengiz Çandar'ın da dediği gibi bu saatten sonra PKK ve Öcalan meşrulaştı.AKP ve başındaki Erdoğan süreçteki hatalar ile tüm Türkiye'de ki siyasi partileri ve halkları etkilemiş olacak.Süreç sonunda olumsuz adımlar Türkiye'nin önümüzdeki 50 yılını da etkiler gibi görünüyor.

İnşallah tersi olur da barış görüşmeleri sonucunda PKK silahını bırakır, yurtdışına mı artık nereye gidecekse giderse ondan sonra görev bize düşüyor.30 yıldır yaşanan acıları hazmedebilme aşamasına geçeceğiz.Hem bazı kandırılan teröristlerin, hem askerlerimizin hemde sivillerin kanı akmasın, yeterki.Siyasetçiler gibi konuşmak istemezdim ama benimde temennim bu.

Bende kendimce bir şeyler yazdım, çizdim.

Kalın sağlıcakla, temennilerle.

Abdullah Öcalan'ın Mektubu - tam metin

---------
http://www.aktifhaber.com/dindar-ocalan-pri-tutar-mi-707275h.htm
http://video.mynet.com/erkanarkut/PKK-komunist-ve-ateist-bir-orgutlenmedir/1340949
http://www.ensonhaber.com/ocalan-pkkya-silah-birak-cagrisi-yapti-2013-03-21.html
http://www.haber7.com/guncel/haber/1004625-iste-ocalanin-mesajindaki-kritik-sozler