6 Eylül 2013 Cuma

Copy-Paste'ci Erdoğan



Başbakan Erdoğan büyük ihtimalle benim yazılarımı ve tweetlerimi okuyor.'Hani kanıt?' dedin duydum, gel.

Benim 6 Ağustos 2013 Salı günü yazdığım yazıdan bir alıntı.
Kimyasal silah olayına gelelim ama o ayrı komik.Suriye'de Esad insanları katlediyor mu katlediyor.İster tankla, ister uçakla, ister de füzeyle.Öldürmenin ahlakı bu mudur? Daha doğrusu masumu öldürmenin uluslararası ahlakı var da biz mi bilmiyoruz? Normal füze öldürmüyor da kimyasal süründürüyor mu? Kimyasalın etkisinin farklı olması, normal füze ile ölen binlerce Suriyelinin ölümlerini mi meşrulaştırıyor? 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

L&M hiç uğruna gitti!

Leyla ile Mecnun absürt komedinin baş tacı, dünya dizilerinde en iyiler arasında, verdiği ibretlik mesajlarla klasik reyting dizilerine karşı olan halktan bir diziydi.

TRT'de ilk günden beri reyting sorunu yaşayan ama internetten en çok izlenen bir diziydi.
Koca 3 sene boyunca izleyenlerin konuşmalarında değişiklik yaratan bir diziydi.
Aşkı en ama en iyi anlatan diziydi.
Güncel meseleleri komediye getiren bir diziydi.
Yayınlandığı Pazartesi günlerinde Twitter'da TT'de ilk sıralarda yerini alan bir diziydi.
Şahsen beni, tahminimce de izleyenlerin genelini TRT'ye bağlayan bir diziydi.
Acıyı, gülmeyi, sevmeyi; hayata dair neredeyse tüm mesajları tadında barındıran bir diziydi.
Farklı karakterleriyle çeşitlilik yaratıp, insana 'hayat dersi' veren bir diziydi.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Memleketteki 'yafta' savaşı

Vınn Turizm ile konuya giriyorum.

Ben vicdansız herifin tekiyim.Bağnaz, yobaz, faşistim.Sana da bir sıfat bulalım mı?

Tamam sen zorlanma ciğerim ben buldum sana.

'Vicdanlı'

Sen vicdanlısın.Herkese bir hakaret boyutunda yafta yapıştırırken ben vicdansız yaftasını hak ediyorum.

Neden mi?

17 Ağustos 2013 Cumartesi

'Ama' mazlumun kimliğine bakılmaz!

Bizler maalesef ki unutuyoruz, belki alıştık.Alışmak zorunda kaldık.

Çeçenistan, Doğu Türkistan, Filistin, İran Azerbaycanı, Kuzey Kore, Arakan, Suriye, Mısır...

Gösterin zulüm ve işkence altında olan milletleri.Verin örnekleri.Kimler işkence ve baskı altında söyleyin? 

Mazlumun 'milleti' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dini' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dili' olmadığını gösterin bizlere.

Gösterin zulüm altındaki insanlığı.

Sesinizi yazarak mı çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Sesinizi müzikle mi çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Nasıl çıkarabiliyorsak öyle çıksın sesimiz.Ama çıksın.

Klasik cümleler ile tepkimizi veriyorsak da verelim abi.Susmak bir çare olacak sanki.

Hassasiyetiniz ezilen halkların mazlum insanları da olmayabilir.Hep söylediğim gibi muhasebesi size kalmış, 'ama'larıyla birlikte tabi.

İşe evrensellik boyutundan bakacak olursak yani 'insan' temelli konuşacaksak, bazı yapılması gereken yada gerekli görünen şeyler vardır.

Gezi'de 'aşırı şiddet vardı' bile diyemeyen insanlar yüzünden Mısır'daki vahşete susuyorsan, hükümet Suriye'de, Mısır'da veya Filistin'de mazlumun yanında durdu diye aynı safta olmaktan korkuyorsan, senin bileceğin iş.Şimdi hükümetin buralardaki samimiyetini sorgulama vakti olmamalı.

Bırak siyaseti, bırak politik cümleleri, bırak iktidarı muhalefeti, bırak arkadaşım.Bana iktidarın Uludere'yi örtbas etmesini konuşturma.CHP'nin Suriye'de Esad ziyaretlerini hatırlatma.

İşkence altındaki mazlumun kimliği sorulmaz dimi, sen bana onu söyle.

16 Ağustos 2013 Cuma

Küçük işletmelerin otobüslerinde vazgeçtim

samimiyetsiz yolculuklardan.

Şehirler arası yolculuk derken de Ulusoy, Nilüfer, Kamilkoç, Metro turizm gibi firmalarla yolculuk değil.
Küçük işletmeler şeklinde tabir edeceğimiz yerel firmalarla. öz Sivas Huzur Tur gibi.

Bu işi şirketleştiren, samimiyetin uzak olduğu, ciddiyetin ocağında kaynayan sıcak suları ikram eden, somurtu içinde yolculuğun devam ettiği bir şehirler arası yolculuk hepimizin hemfikir olmaya mecbur kaldığı yolculuk tipi oldu.

Hani bu konuda yapacak hiçbir şeyin olmadığını, bu olayın bir nevi süper market-bakkal ikilisiyle güzelce özetlenebileceğini biliyorum.Ama yine de 'küçük firmalarla şehirler arası otobüs yolculuğu' denen hadiseyi duygusal bir şekilde memleket kokusuyla yorumlamak istiyorum.

Yerel küçük firmalarla yapılan yolculuklar.
Otobüse binerken koyulan sayısız çuvallar, yaşlı dedelerin ayakkabılarını çıkartmaları, teyzelerin molada aldıkları nevaleleleri tüm otobüse dağıtma çabaları, nerden bindiğine göre değişkenlik gösteren yöresel şarkılar çalmalar, otobüsün içindeki ağır yemek kokuları, molalarda 'kadriye teyze nerede daha gelmedi mi?' soruları, muavine 'yiğenim bi su getir hele' samimiyetinde ki ricalar, ağlayan çocukları elden ele tatmin etmek amaçlı dolaştırmalar, konuşmalardaki şiveli vurgular, hemşeri olmanın verdiği sıcaklıkla kurulan arkadaşlıklar, İstanbul'a girildiğinde sabit bir noktada değil de halk otobüsü gibi sürekli yolcu indirmeler, şoförle edilen amansız muhabbetler eşliğindeki yolculuk... 

Gerçekten bunlar paha biçilemez.İstanbul-İzmir yada Antalya-Ankara seferlerinde göremeyeceğimiz samimiyetlikler. Memleketi İstanbul olan arkadaşlara, bu konudan dolayı acımıyor da değilim.Büyük eksiklik.

Memleket denen toprak parçası yurt dışındakilere Türkiye, bizlere ise anadan babadan kalma yerler olarak lanse ediliyor.Doğup büyümekten ziyade, bir durum bu yani.Memleket kelimesinin maddi manevi tanımını da neden yaptım bilemiyorum ama çok betimleme yüklü bir yazı olduğu için herhalde, işi tanımlamaya dökmek istedim.

Yıllar sonra Sivas'a gitmemin verdiği mutluluk bu yazıyı yazmamda koca bir neden oldu.

Düzensiz, sadece maneviyat yüklü bir yazının da sonuna gelmiş bulunuyoruz. arslankerim.blogspot.com olarak yazıdan memnun kaldığınızı düşünerek bir daha blogu ziyaret etmenizi bekler, iyi günler dileriz.