19 Ağustos 2013 Pazartesi

Memleketteki 'yafta' savaşı

Vınn Turizm ile konuya giriyorum.

Ben vicdansız herifin tekiyim.Bağnaz, yobaz, faşistim.Sana da bir sıfat bulalım mı?

Tamam sen zorlanma ciğerim ben buldum sana.

'Vicdanlı'

Sen vicdanlısın.Herkese bir hakaret boyutunda yafta yapıştırırken ben vicdansız yaftasını hak ediyorum.

Neden mi?

17 Ağustos 2013 Cumartesi

'Ama' mazlumun kimliğine bakılmaz!

Bizler maalesef ki unutuyoruz, belki alıştık.Alışmak zorunda kaldık.

Çeçenistan, Doğu Türkistan, Filistin, İran Azerbaycanı, Kuzey Kore, Arakan, Suriye, Mısır...

Gösterin zulüm ve işkence altında olan milletleri.Verin örnekleri.Kimler işkence ve baskı altında söyleyin? 

Mazlumun 'milleti' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dini' olmadığını gösterin bizlere.

Mazlumun 'dili' olmadığını gösterin bizlere.

Gösterin zulüm altındaki insanlığı.

Sesinizi yazarak mı çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Sesinizi müzikle mi çıkarabiliyorsunuz? O zaman öyle yapın.

Nasıl çıkarabiliyorsak öyle çıksın sesimiz.Ama çıksın.

Klasik cümleler ile tepkimizi veriyorsak da verelim abi.Susmak bir çare olacak sanki.

Hassasiyetiniz ezilen halkların mazlum insanları da olmayabilir.Hep söylediğim gibi muhasebesi size kalmış, 'ama'larıyla birlikte tabi.

İşe evrensellik boyutundan bakacak olursak yani 'insan' temelli konuşacaksak, bazı yapılması gereken yada gerekli görünen şeyler vardır.

Gezi'de 'aşırı şiddet vardı' bile diyemeyen insanlar yüzünden Mısır'daki vahşete susuyorsan, hükümet Suriye'de, Mısır'da veya Filistin'de mazlumun yanında durdu diye aynı safta olmaktan korkuyorsan, senin bileceğin iş.Şimdi hükümetin buralardaki samimiyetini sorgulama vakti olmamalı.

Bırak siyaseti, bırak politik cümleleri, bırak iktidarı muhalefeti, bırak arkadaşım.Bana iktidarın Uludere'yi örtbas etmesini konuşturma.CHP'nin Suriye'de Esad ziyaretlerini hatırlatma.

İşkence altındaki mazlumun kimliği sorulmaz dimi, sen bana onu söyle.

16 Ağustos 2013 Cuma

Küçük işletmelerin otobüslerinde vazgeçtim

samimiyetsiz yolculuklardan.

Şehirler arası yolculuk derken de Ulusoy, Nilüfer, Kamilkoç, Metro turizm gibi firmalarla yolculuk değil.
Küçük işletmeler şeklinde tabir edeceğimiz yerel firmalarla. öz Sivas Huzur Tur gibi.

Bu işi şirketleştiren, samimiyetin uzak olduğu, ciddiyetin ocağında kaynayan sıcak suları ikram eden, somurtu içinde yolculuğun devam ettiği bir şehirler arası yolculuk hepimizin hemfikir olmaya mecbur kaldığı yolculuk tipi oldu.

Hani bu konuda yapacak hiçbir şeyin olmadığını, bu olayın bir nevi süper market-bakkal ikilisiyle güzelce özetlenebileceğini biliyorum.Ama yine de 'küçük firmalarla şehirler arası otobüs yolculuğu' denen hadiseyi duygusal bir şekilde memleket kokusuyla yorumlamak istiyorum.

Yerel küçük firmalarla yapılan yolculuklar.
Otobüse binerken koyulan sayısız çuvallar, yaşlı dedelerin ayakkabılarını çıkartmaları, teyzelerin molada aldıkları nevaleleleri tüm otobüse dağıtma çabaları, nerden bindiğine göre değişkenlik gösteren yöresel şarkılar çalmalar, otobüsün içindeki ağır yemek kokuları, molalarda 'kadriye teyze nerede daha gelmedi mi?' soruları, muavine 'yiğenim bi su getir hele' samimiyetinde ki ricalar, ağlayan çocukları elden ele tatmin etmek amaçlı dolaştırmalar, konuşmalardaki şiveli vurgular, hemşeri olmanın verdiği sıcaklıkla kurulan arkadaşlıklar, İstanbul'a girildiğinde sabit bir noktada değil de halk otobüsü gibi sürekli yolcu indirmeler, şoförle edilen amansız muhabbetler eşliğindeki yolculuk... 

Gerçekten bunlar paha biçilemez.İstanbul-İzmir yada Antalya-Ankara seferlerinde göremeyeceğimiz samimiyetlikler. Memleketi İstanbul olan arkadaşlara, bu konudan dolayı acımıyor da değilim.Büyük eksiklik.

Memleket denen toprak parçası yurt dışındakilere Türkiye, bizlere ise anadan babadan kalma yerler olarak lanse ediliyor.Doğup büyümekten ziyade, bir durum bu yani.Memleket kelimesinin maddi manevi tanımını da neden yaptım bilemiyorum ama çok betimleme yüklü bir yazı olduğu için herhalde, işi tanımlamaya dökmek istedim.

Yıllar sonra Sivas'a gitmemin verdiği mutluluk bu yazıyı yazmamda koca bir neden oldu.

Düzensiz, sadece maneviyat yüklü bir yazının da sonuna gelmiş bulunuyoruz. arslankerim.blogspot.com olarak yazıdan memnun kaldığınızı düşünerek bir daha blogu ziyaret etmenizi bekler, iyi günler dileriz.

15 Ağustos 2013 Perşembe

1 yeni Tweet

Twitter, vaktimizi hibe ettiğimiz mikro blog şeklinde fiyakalı bir tanımı olan sosyal medya aracı.

Twitter ile ilgili o kadar çok şey var ki anlatacak.Ben sadece taymlaynda ki günlük dalgalanmaları yani bu twitter ana sayfanızdaki tweet akışıyla alakalı yarayı haykıracağım.

Twitter'da tweet akışını takip etmek, takip ettiğin o değerli kişilerden gelen tweetleri okumak zamanımızı bunla geçirmek.Mevzu buna kadar derin.

Gündüzü ayrı.Gecesi bambaşka bir arzu.
Gündüz sadece okursun.Sürekli tweet gelir.
Ya gece?

Az tweet atılır.Ama öz değildir, sen öyle olmasını istersin.Sadece şu alttaki için.
Şimdi kandırmayalım kendimizi.Ekranda saatlerce arkadan müzik çalarken ''1 yeni Tweet'' yazısını görmeyi istiyoruz.Ha bazen kendi çapımızda atılan tweetleri biriktiriyoruz.Bu fantezi sık yapılır.Bende genellikle böyle yaparım.Ama gece belli bir saatten sonra olay buna döner.Mesela bu yazıyı ben twitter'da paylaşacağım ve seni bu olayı yaşadın sayacağım.

Şimdi bu 'gece tweet sendromunun' içine nasıl mı püskürtülür? Heycanla beklediğin tweet, hayal kırıklığıyla nasıl mı sonuçlanır?

Sen az ama öz tweet atılmasını beklerken, takip ettiklerinden biri 'çok uykum geldi yaaaaa :(' yazar.Hayattan çektiğin yetmezmiş gibi(!) birde bunlarla uğraşmak zorunda kalırsın.Ama sonuç olarak içinde patlar.Aslında uykusunun gelmesini yazmasında da bir sorun yoktur.Burası bir mikro blog ve sen o kişiyi takip etmek zorunda hissediyorsun kendini.Herkes de vardır 'uyuyamıyorum yineeeeee' gibileri ve bi hatrı vardır takip etmemiz için.Bu arkadaşlar, çok güzel arkadaşlar.Onun için takibe devam edin.Beklediğiniz kişilerden taymlaynınıza tweet düşmeyecek çünkü.Yada sizin istediğiniz tweetler olmayacak işte.

Güzel başlanan yazı da neden böyle damara bağlanır? Melih Gökçek BÜYÜK HARFLERİ KULLANARAK tweet atmayı nereden öğrendi? Hee!

(Bu sendromu yaşamayan liselidir diyeyim de şizofren demesinler.)

6 Ağustos 2013 Salı

Dünyanın adaleti neye kadar?

Dünyanın adaletsiz olmasını veya ülke ilişkilerindeki çıkar çatışmasının ahlakı olmadığı gibi gerçekleri konuşmaya tenezzül bile etmiyorum.Çünkü elden gelen tek şey görünen köyün kılavuz istememesi.


Lapss diye konuya gireyim.
Dünya ülkelerinde çocuklara karşı ayrı hassasiyet duyulması ne kadar samimi dimi?

Bugün gördüğüm bir haber, Batı Şeria'da yani İsrail'in işgali altında bulunan Filistin topraklarında İsrail askerleriyle çocuklar tartışıyor.Askerlerden biri çocuklara tekme atıyor vs. vs. bkz.
Bu görüntülerin ortaya çıkmasından sonra İsrail medyasında ve dünyada bu olay ses getiriyor ve de sorumlu askerlere soruşturma açılıyor.Gülmeyin bi sakin olun.Bu 1. örnekti.

İkinci örnekte ise, maalesef klasikleşen muhalifler ve Esad ordusu çatışmaları sonucu ölen insanlar.Habere ek olarak da ''Esad Halep'de kimyasal silah mı kullandı yoksa?'' gibi haber metni var.Suriye'de iç savaş başladığı günden itibaren başta ABD olmak üzere ''Esad kimyasal silah kullanırsa müdahale etmek zorunda kalırız.'' gibi söylemler dolanıyordu uluslararası medyada.Buna karşı da Rusya ve Esad ''Hayır, olur mu öyle şey'' gibi laflar ettiler.Kimyasal silah kavramındaki dünya hassasiyetine bakarsak, ABD Irak işgaline sebep olarak Saddam'ın güya elinde kimyasal silahlar var, onları imha edeceğiz masalıyla dünyaya işgali meşrulaştırmaya çalışmıştı.(Sonradan Bush kendi petrol için girdiğini ve kimyasal silah bulamadıklarını açıklamıştı.)

Bu iki örnekte aslında birbirinden çok farklı olaylar.
Birinci örnekte anlatmak istediğim, dünyanın çocuk hassasiyeti.
İkinci örnekte ise, dünyanın kimyasal silah korkusu ve sapkınlığı

İşte aslında sorun burada.Hassasiyetler o kadar absürd ki ölen insanlara ses çıkarmayanlar, çocuğa tekme atılıyor diye ses çıkarıyor.Amenna çocuklara şiddet uygulanabilir veya önemsiz bir haber olmasından demiyorum bu sözleri.Konuyu kenarınızdan anlamayın sakın.Sadece haberi izlerken güldüm.Ama tabiki de ağlanacak halimize. (laf oyunu da oluyor kendiliğinden)

Binlerce insanı öldüren bir işgalci İsrail var karşında.Çocuk kadın demeden katliam yapan bir devlet ve askeri.Sen hala ''Çocuğa iki tekme attı, nası yapar?'' peşine düşüyorsun şakirt.Olmuyor.Ayıptır yani.

Kimyasal silah olayına gelelim ama o ayrı komik.
Suriye'de Esad insanları katlediyor mu katlediyor.İster tankla, ister uçakla, ister de füzeyle.
Öldürmenin ahlakı bu mudur? Daha doğrusu masumu öldürmenin uluslararası ahlakı var da biz mi bilmiyoruz? Normal füze öldürmüyor da kimyasal süründürüyor mu? Kimyasalın etkisinin farklı olması, normal füze ile ölen binlerce Suriyelinin ölümlerini mi meşrulaştırıyor? 

Bi şey diyeyim mi? (de)

Ben böyle dünyanın ta ....