14 Nisan 2013 Pazar

Ağlak Mod


Ne istiyoruz arkadaş biz!

Sorumluluk mu? 


Boşluk mu?


Değişim mi? 


Yoksa hepsi boş laf mı?








Ne zaman bir sorumluluk altına girsek direk ağlak moda bürünüyoruz.Boş gezenin boş kalfası olmak hoşumuza gidiyor olsa gerek.Boş gezince de sorumluluk istiyoruz.Bu terste gerçekten bir iş yoksa 'insanoğlu nankör' der bu konuyu başlamadan bitirebiliriz.


Ama.


Neden bu ikilemde gezindiğimiz, neye ve niye değişimi istediğimizde önemli.


Siz düşüne durun ben sorumluluğumu yerine getirmekle uğraşayım.Ben çok düşündüm.Giriş ve gelişme bölümlerini geçsem de sonuç bölümüne hala ulaşamadım.


Kalın sağlıcakla, sonuçsuzca.


 
Günlerden bi gün ve Bağlanmayacaksın işte 

Bağlanmayacaksın işte

Benim için anlamı olan bir şiiri paylaşmak istiyorum.Bilmemenizin ihtimali yok gibi ama en azından tekrar okuyun.

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak…


Can Yücel

11 Nisan 2013 Perşembe

Günlerden bi gün

Günlerden bi gün, o kadar eğleniyorsun ki öyle böyle değil.

Dertler derya olur sende bıkarsın; hayata isyan edersin ve tutunacak dal ararsın ya, işte öyle.

Tüm bunları kenara koyarsın, o günde bunları hatırlamak istemezsin.

Vaktin nasıl geçtiğini anlamadığın zamanlardandır o gün.

Gülersin, oynarsın, koparsın, atlarsın, zıplarsın.

Çevrendeki arkadaşların veya başka birileri 'Kimse kim ulan!' önemi yok işte sadece eğlenmene bakarsın.

Orda belki 2 saat geçmiştir, belki de 6 saat.Ne önemi var ki.Geçmesin yeter senin için.

Aklına gelmemesini istediğin olay veya kişiler vardır bilirsin.Eğer şanslıysan gelmez aklına, hala eğleniyor olursun.Ama kimse şanslı değildir bu konuda.

Oturduğun masadan şöyle bi etrafını kesersin herkes kendi halindedir.Sende eğleniyorsundur ama sanki bazılarının hiç derdi yokmuş gibi düşünürsün.

Biri olmadık saçma hareketler yapar, diğeri göbek atmanın tarihini yazar bi köşede, öbürüne ne demeli güle güle bir hal olmuştur.

Etrafı kesmeye devam ederken biri ile göz göze gelirsin.Elin ayağın birbirine dolanır.Hemen gözünü çekersin, o da tabiki de.

O an aklından geçenler soru işaretlerinden ibarettir sadece.

O da senin gibi düşünüyordur belki de.Belki sen okulu dert ediyorsun, o sevdiğini.''Koca kalabalıkta göz göze gelmekte ne demek lan'' dersin.

Sonra masaya geri dönersin.Ara ara onu kesersin, rahatsız etmeden.

Oturduğun masada eğlence doruklara ulaşmıştır.Onlara katılırsın.Sohbet muhabbeti kenara koy, ilkokul çocuklarının eğlence günleri olur ya, şarkılarla o moda girersin.

Ara ara dinlenmek için masaya oturursunuz, o zamanlar çok değerlidir.Saate bakar durursun.''Ulan geçmesin işte zaman'' dersin.Tahminen masadan kalkıp eve dağılacağınız saat bellidir aslında.

Kopup eğlenmene devam edersin.Ankaranın bağlarından, gangnam style'a; oradan harlem shake'e oradan oradan...

Kurtlar dökülür, psikolojik rahatlama evresine geçilir.

Gitme vaktine az bi zaman kalmıştır. Öfler, pöflersin bu zamanlarda.

Neden öfleyip pöflediğini herkes bilir.

Ama vardır o masada senin gibi düşünmeyenler.Sakın onların derdi yok sanma!

Artık eğlence biter ve kalkarsınız.''En kötü günümüz böyle olsun'' klasiğini biri her zamanki yapıştırır.

Yolda eğlenmeye geldiğin kişilerle muhabbete devam edersin.

Muhabbet ederken aklında hep 'Aha! Eve gidiyorum ya lan'' , ''Şimdi eve gidince napıcam oğlum ben'' diye geçirirsin.

Bide sürekli niye kendi kendine 'lan' dediğini düşünürsün.Düşünmek parayla mı sanki arkadaş.

Neyse eğlenmeye geldiğin kişilerle ayrılma vakti geldi. ''Öpüşür koklaşır, hadi görüşürüz.'' der ayrılırsın yanlarından.

Tek başına eve giderken eğlendiğin zamanki olaylar aklına gelir.Maymun şeklinde hareketler yapan çocuk gelir aklına ve kendi kendine gülersin.

Tüm günün özetini o yolda yaparsın.Tabi, yalnız gidiyorsan eve.Yalnız gitmiyorsan da gittiğin kişilerle muhabbeti olur da neyse.

Bi an ''Aslında bugün X kişisine şöyle demeseydim iyi olurdu, acaba ayıp mı oldu.'' dersin.Daha neler neler.

''Çok boş boğazım lan herhalde ben'' falan dersin işte.

Bunları düşüne düşüne zaman geçerken eve gelmiş olursun.

Eve gelince bi bakmışsın, yorgunluktan ölüyorsun.Bi bilgisayara bakayım dersin.

Oturursun bilgisayarın başına.Bi bakayım dediğin bilgisayarın başında oturdukça oturursun.

Bilgisayarın başında uzun oturmanda ki sebepte facebook veya twitter.Buralarda yaptığın şey bellidir.

Bilgisayarı kapatırsın ve bi lavaboya gidersin.Sonra odaya girersin.

Yavaştan yatağa girersin.Kafanı yastığa koydun.

İşte!

İşte film bundan sonra kopar.Tüm gün zamanın geçmesini istememenin sebebi budur aslında.Günün yoklamasını yolda bitirmiştin.Ama burda devam.Masadayken kestiğin ve göz göze geldiğin kişi aklına gelir.

Aklına gelmesini istemediğin o lanet olay veya kişiler var ya, burada hep bi olayın içindelerdir.
Çünkü oda sessiz.
Kimse yok.
Herkes uyumuş.

Düşün düşün düşün.

Uyumaya çalışma çabası devam ederken hemen uyuyup kalkmayı istersin, ve uyumuşsundur.

Evet bir günün daha böyle bitmiştir.Ne kadar eğlensen de yastığa kafanı koyman, hepsini ''Geri Dönmeyenler Kutusuna'' atar.

Evet.Senin için üzülüyorum.

Ama kusura da bakma, herkes göründüğü gibi değil.Burda yanlışın var senin.

Sen kimsin ulan da diyebilirsin tabi.

Kimim biliyor musun?

Ben o; göbek atmanın tarihini yazan, saçma sapan hareketler yapan veya güle güle bi hal olmuş senle aynı durumları yaşayan eğlenmeye çalışanlardan biriyim.

Senin için ne kadar üzüldüğümü görsen de yalnız değilsin lan işte, korkma.

2 Nisan 2013 Salı

Bir Şey Yapmalı?
















Küçüklükten beri hep bekledik.Belki yaşımız genç, belki de yaşımız ilerledi.Bu pek mühim değil.

Peki nereye kadar gidecek bu beklenti durumu?

Her insan hayal kurar.Hayal kurmayan insan boş insandır, açık ve net.Biri hayal kurduğu şeyi sesli düşündüğünde ''Geç bunları, bu seni aşar.'' diyerek de belki de ne kadar çok şeyi kaçırdık.

Ama cesaretli olmak gerekiyor.
''Cesaretli olursan daha rahat hareket edebilirsin.'' derler.Uygulayabilene tabi ama hangimiz cesaretli davranabiliyor ki.
Eminim 
Birçoğumuzun aklına orjinal bir fikir geldi de uygulayamadı.
Birçoğumuz içinde dert olan şeyi söyleyemedi.
...
...
...
...
Binlerce örnekle sıralanır bu konu.

Birde 'birçoğumuz' değil, hiç kendi kendimize yalan söylemeye gerek yok.Hepimiz aynı cesaretsizliği zaman zaman göstermişizdir.Belki de bunun adı bu değildir de 'yersiz' davranmamadır ama sevdiğimiz kişiye bu ilkokul aşkı, lise aşkı, üniversite aşkı neyse artık sevdiğimizi söyleyemediğimiz olmuştur.Aslında bu dönemlerde de bir beklenti içinde oluruz.Sevdiğin kişinin seni sevmesi gibi. (bkz. http://www.youtube.com/watch?v=4jBjg0AOGmg )

Bu senin sevdiğin kişinin seni sevmemesi sonucu oluşan ''aşık olma'' olayını da açmak istiyorum.Bence:
Ya sen ulaşamadığın için hala onu seviyorsun,
ya da ulaştın ama ilişki kısa sürdüğü için sevmeye devam ediyorsun,
en kötüsü de onu sevdiğini sanıyorsun ama bu sadece bir alışkanlık oldu senin için.

Yazdığım 3 farklı olay; dışardan izlenimlerim yada benim yaşadığım sorunlar sonucu ortaya çıkmış teoriler.Bu olayların hepsi birer ''aşk'' örneği diyeceğim ama buna sevmek de diyebiliriz, çünkü aşk kelimesini kullanmak bana biraz garip geliyor.

Bu olayı piyasada dolaşan uzmanlar(!) gibi teorilere döktüm üzgünüm ama bence bu yazdığım teorileri de bir düşünmek gerekiyor.Arasından seçip alın benim gibi.

Evet ilişki uzmanlığımdan sonra beklenti ve cesaret konusuna kaldığımız yerden devam edelim.

Yukarıda ki soruya cevap 
Öğüt vermek gerçekten güzel.

En sevmediğim şeydir yok ''Facebook'un kurucusu Marc Zuckerberg böyle bir şey olabileceğini düşünmüşmüydü?'' , ''Sabancı simitçilikten buralara gelebileceğini hayal bile edebilir miydi?'' vb. 

Düşünmemişti belki ama bunların yanında şans payı da mevcut.

Bu konuya 'Başkalarının tecrübelerini yaşayarak öğrenmek büyük ahmaklıktır.' sözüyle de atıfta bulunmak istiyorum.Herkesin bence kendi tecrübesini oluşturması gerekiyor.
Cesaretini kırması, öz güvenini toplaması gerekiyor.Yakın zamanda okuduğum bir yazı sonrasındaki gaz olabilir ama artık herkes eski hayatına değişiklikler getirmeli.
Yeniliklere açık olmalı.
Beklediklerini çekip almalı yada beklentilerini değiştirmeli.

Yazıyı böyle sonuçsuz bitirdiğimi sanabilirsiniz ama yanılıyorsunuz:

Tıklayın> http://www.youtube.com/watch?v=O2Jbryj_tyk
















evet yazı sonuçsuz bitti.

Kısaca bir rüyam

Oldukça çok rüya gören biri değilim fakat bugün uyandığımda gördüğüm (saçma belki de anlamlı bilemeyeceğim o kadarını) rüyayı sizlere yazacağım.

İstanbul'da ki evimde oturuyorum.Yanımda Aysel Tuğluk, Sırrı Süreyya ve Gültan Kışanak oturuyor.Bunların hepsi BDP milletvekilleri.Normal ev halimi yaşarken yerde 4 tane fare geziyor.Halının üzerinde.
Bende yanımda olan milletvekillerine son barış görüşmeleriyle ilgili sorular soracağım.Gültan Kışanak'tan nefret eden birisi olduğum için küfür edeceğim ama etmiyorum.Bekliyorum.Saçma muhabbetler içerisinde tam soracağım sormuyorum.

Sonra fareler her aklımdan soruları geçirdiğimde ayaklarıma doğru geliyor.En sonunda aklımda ''Vazgeçiyorum, sormayacağım soruları'' derken fareler üzerime atlıyor.Farelerden de o kadar iğrenirim ki sormayın.Fareler üzerime atladıktan sonra sıçrayıp uyanıyorum.

Şimdi yazıyı okuyanlar ''Neden bu rüyayı yazdın? Hiç mi özelin yok arkadaşım senin? İyice bokunu çıkardın.'' gibi tepkiler verebilir.

Millet rüyalarında uçar, kaçar, büyük adam olur, sevdiğine kavuşur, kral olur, soytarılaşır, severek ayrılır neyse ne.Bu nasıl bir rüyadır arkadaş?

Ama rüyanın saçmalığı o milletvekilleriyle aynı yerde bulunmam, yada farelerin uçan tekmeleri değil.

Neden barış görüşmeleri bilinçaltımda? Bilinçaltımda her zaman kurguladığım hayallerim neden yok?