27 Haziran 2016 Pazartesi

Türkiye İsrail Anlaşması'na Devlet Gözüyle Bakabilmek

Türkiye ve İsrail arasındaki normalleşme anlaşması ve yaşanan gelişmelere bir çırpıdan yazsam da farklı bir boyuttan bakmamız gerekiyor. İsrail Türkiye anlaşması eleştiriliyor ancak bazı önemli hususlar düşünülmüyor.


Türkiye ne kazanacak?

Türkiye'nin bu yola girmesi yeni değildi fakat Rusya krizinden sonra netleşmek zorunda kaldı. Çünkü Rusya'nın Suriye'deki varlığı sadece üsleri için değil, buradaki yeni keşiflerle ortaya çıkan muazzam derecedeki gaz yataklarıyla da alakalı. Buradaki gazı kim paylaşıyor? İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan. İlerde Suriye ve Lübnan'da hakkını alacak. Peki bunlardan hangisi bizim dostumuz? Hiçbiri. Peki burada işbirliği yapmadan bu gazlar nasıl kullanılacak?

Yataklar birbirlerine girmiş ve tüm ülkelerin resmi olarak söz hakkı var. İkinci olarak buradan Avrupa'ya ulaştırılması gereken boru hattı nereden geçecek? Tabi ki enerji koridoru olan Türkiye'den. İsrail'le normalleşme ne getirecek? Doğu Akdeniz'deki düşman ittifakının kırılması ve hak iddiasının nesnel bir şekilde yürümesi gerçekleşecek. Böylece dolaylı olarak Avrupa'nın Rus gazına muhtaçlığı hafifleyecek, tıpkı Azerbaycan ile Türkiye arasındaki TANAP projesinde olduğu gibi.

Normalleşme Suriye ve Irak'taki PKK ve Kürt Devleti varlığını her daim destekleyen İsrail'e karşı Türkiye'nin reel anlamda söz söyleme hakkını doğuracak. Normalleşme yine dolaylı olarak Türkiye-ABD ilişkilerini olumlu anlamda etkileyecek ve bu durum Suriye'deki PYD varlığında bize söz hakkı verecek. Dış politika ve ülke çıkarları açısından daha nice böyle olumlu örneklerle karşılaşmamız muhtemel.

Gazze ne kazanacak?

10 yıldır süren ambargo ve abluka, belki bir 10 yıl, belki de daha uzun sürecek. Yine öyle olacak ki, daha önceden İsrail'in ablukayı kaldırmayacağını söylemiştim. Çünkü bu onların en önemli devlet politikası. İşgal, talan...

Gazze Türkiye'den gelen yardım ve altyapı desteğiyle tünellere daha az muhtaç olacak. Gazze ablukası kalkmayacak, sadece Türkiye için yumuşatılacak.

İkili ilişkilerle Türkiye'nin bir politikasının daha çöktüğü konusunda çoğu kişiyle hem fikirim. Bu bize prestij kaybettiriyor, bunun da farkındayım. Ancak politikanın çökmesi politikanın doğru olduğunu göstermez. Değişen koşullar her daim göz önünde bulundurulacak ki, öyle olduğu bariz ortada.

Özetle;

Ne olursa olsun işe duygusal bakmamayı öğrenmeliyiz. Yanlış görülen politikalara devlet gözüyle bakıp yorumlamalıyız. İsrail'in zalimliğini ve iskan politikalarını dünya görmüyor diye, Gazze'deki zulüm İsrail'e düşman olarak devam edemez. Türkiye halkının İsrail'i düşman görmesi yanlış değil, olması gereken insani bir durum. Ama Türkiye'nin İsrail'i düşman olarak görmesi kime yarar? Filistin'e bu güne kadar ne faydası oldu?

Arkadaş ortamında verdiğim örnekle yazıyı bitireyim.

Sorunlu olduğun bir komşunun evinde her gün kavga varsa karışamazsın. Polisi ararsın. Polis görevini yapmazsa, gider konuşursun. Komşuyla aran kötü, neredeyse düşmansınız. O sizi dinler mi? Dinlemez. Ama o komşuyla ilişkilerin iyiyse, komşun ne kadar zalim gaddar biri bile olsa zalimliğini azaltabilir, kavgalar yumuşar, belki de bazı konular biter. İşte bu örnekte komşuların yerine devletleri koyun. Polisin yerine de BM yada uluslararası toplumu koyun. Türk halkı İsrail'i sevmeyecek, lanetleyecek, beddua edecek. Filistin'e de dua edecek. Ama boş boş lanetle Filistinlilere fayda sağlar mı onu da düşünecek?

Bu yazıyı da hükümetin her diplomatik gelişmesini şakşakla karşılayanlar gibi paylaşmıyorum. Bu düşüncelerim görüşmeler başladığı ilk günden beri yazdığım internet sitelerinde de hep böyleydi. Bunu da belirtmek istedim.

14 Mart 2016 Pazartesi

Anlayın artık!

Ankara'da bomba patladı. Onlarca ölü var.

''Bugün susarsan, yarın sen ölürsün, yakının ölür. Siyasi görüşün ne olursa olsun, sen de ölürsün. Teröre susarsan ölürsün. Terörü desteklersen ölürsün. Hiç beklemediğin bir yerde ölürsün. Gezmeye dışarı çıkarsın eve dönemezsin, ölürsün. Her zamanki gibi işten eve dönerken bir arabanın patlamasıyla ölürsün. Ne zaman nerde nasıl olacağının önemi yok, ölürsün. Sen terörün adına bakarsan ölürsün. İnce çizgiyi görmek lazım.'' demiştim Ankara'da yüz küsür insanın IŞİD saldırısında ölmesinden sonra. Bakın yine aynı şeyleri söylüyorum ve diyorum ki, teröristin kolundan ayrılmayan siyasiler var hâlâ güzel memleketim de.

..ve diyorum ki, terörün adı IŞİD olunca konuşan, PKK olunca susan insanlar var hâlâ güzel memleketim de.

Anlayın artık!

İthal ideolojilerin köpekliğini bırakın. Görüyor musunuz? Hem IŞİD'i hem de PKK'yı destekleyenler bu ülkede terör estiriyor. Bırakın PKK'nın özgürlük safsatasını. Bırakın PKK'ya destek veren karaktersiz aydın müsveddelerini. Onların hepsi birer ideolojik köpek! Bırakın onların 'gazlı yazılarını ve imzalarını' Ülkenizi düşünün.

Yaşadığınız toprakları, ailenizi, sevdiğinizi, çocuklarınızı düşünün. Bunlardan daha önemli neyiniz olabilir ki? Şuan bunlar yanınızdayken değerini bilin ve bırakın şu şereften yoksun insanların peşinden gitmeyi. Dinimizi de yaşarız özgürce, etnik kimliğimizi de söyleriz hürce.

Ben Müslüman bir Türk'üm. Benim düşmanım da, Allah yolundayım deyip masumları katleden ve dini insanlara rahatça yaşatmayan IŞİD'ciler. Benim düşmanım Kürt'üm deyip yada Kürt olmasına gerek de yok (malum ideolojik olarak birleştiler), PKK'nın ideolojisindeyim diyen PKK'lılar. Benim düşmanım Türk'üm deyip, insanları fişleyen, insanları dışlayan Türk'ler. Ama benim dostum ne olursa olsun, yönetim kimin eline geçerse geçsin devlet ve bu devletin çatısı altındaki halk! Ülke olmassa ne dinini yaşayabilirsin, ne de kimliğini söyleyebilirsin. Çok uzağa gitme Suriye'ye bak. Suriyelilere bak. Ne dinini yaşayabilecekleri toprağı kaldı, ne de kimliğini bilen birileri. Onların tek adı oldu, 'mülteci'.

Görüyor musunuz? 

İdeolojik köpek olmayan kimseyle düşman değilim, olmayacağım da.

Bu topraklar hepimize yetecek, yetiyor da. Karar vericilere kızgınlığınız gözünüzü kör etmesin!

Başımızda ki insanların isimlerinin önemi yok, anlayın artık! Seçim gelir cevabı verirsiniz. Eğer böyle yapmazsak terör kazanır, giden canların kemikleri sızlar.

Anlayın artık! Anlayın artık! Bassın şu kafalarımız.

Bu ülke teröre karşı dik duranların ülkesidir. Bundan vazgeçmeye niyetimiz de yok. Allah ölen insanlara rahmet, yaralılara acil şifalar versin. Her olay sonrasında şu blogdaki ağlamalarım son bulsun.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.


12 Ocak 2016 Salı

Artık Kabul Edelim, Türkiye Ortadoğu Ülkesidir

Malum geçtiğimiz yaz ülkemiz için çok zor geçti. Seçim telaşesi, bombalar, PKK terörü, verilen şehitler, Rusya ile uçak krizi...

Şükür ki son zamanları olaysız geçiriyorduk derken bugün bir bomba patladı. Şuan için bombayı patlatanın Suriye uyruklu bir IŞİD canlı bombası olduğu biliniyor.

Şimdi ön bilgiyi verdiğimize göre haritaya etraflıca bakmanızı istiyorum. Türkiye'nin Kuzey Doğusundan saat yönünde Kuzey Batı'sına kadar komşularına bir bakalım.

Başlıyoruz.

Gürcistan'da 7 sene önce Rus işgali oldu ve Gürcistan'da ki iki bölge tek taraflı bağımsızlığını ilan etti. Hemen aşağısındaki Ermenistan Rusya'nın şemsiyesine sığınmış, yavru ceylan gibi hareket etmek zorunda. Bölgenin en fakir ülkelerinden. Onun da aşağısında İran var ve bu ülke alenen Suriye bataklığına gömülmüş bir şekilde, Suriye'nin geleceğini bekliyor çünkü bu onların da geleceği demek (Türkiye gibi). Güneydoğu sınırında 2003'te Amerikan işgaline uğrayan Irak ve dünyadaki en kanlı iç savaşlardan birinin yaşandığı Suriye var. İki ülkeyi anlatmaya gerek yok, biliyorsunuz. Kuzey Batı'da Yunanistan var ve bu ülke kriz geçirmedi, bildiğiniz battı. Ama Avrupa Birliği'nin destekleriyle bir şekilde ayağa kalkmaya çalışıyor. Hemen yanında ki Bulgaristan ise Avrupa Birliği'nin en fakir ülkelerinden biri. Gelişmişlik yerlerde.
türkiyenin komşuları
Haritaya eklediğim alev için teşekkürlerinizi sonra alırım.
'Sonuç olarak bunları niye anlattın?' diyenlere, bombalı saldırı zafiyet sonucu mu, nedir ne değildir bilmiyorum. MİT'i Ankara katliamında ki zafiyeti konusunda çok eleştiriyordum ancak istihbarat konusunda biraz araştırma yapınca, bu eylemleri engellemenin bölge için çok zor olduğunu fark ettim. (Ama tabi ki imkansız değil, MİT'in suçu büyüktü)

Velhasıl kelam biz ne kadar Irak'ı, Suriye'yi Ortadoğu ülkeleri diye görüp, kendi ülkemizi bu bölgeye dahil etmesek de, şu bir gerçek; Türkiye'de bir Ortadoğu ülkesi. Bunu kabullenelim. Komşularımız ağlarken, bizlerin rahatsız olmama ihtimali olamaz. Olanlara kılıf bulmak için söylemiyorum bunları. Benim derdim hep söylediğim gibi, Türkiye doğu-batı sentezinin olduğu bir Ortadoğu ülkesidir. Ortadoğu'da bilindiği gibi kaynayan bir kazandır. Avrupalı komşularımız bile Avrupa'nın en fakir ülkelerinden. Avrupa kıtasında toprağımız var diye, yüzyıllardır savaş ve çatışmaların yaşandığı bölgedeki ülkemizi; polyannacılık oynayarak İskandinav ülkelerinin rahatlığıyla kıyaslamayalım. İnşallah huzur bu topraklarda egemen olacaktır. Olacaktır ancak, gelip geçici yöneticilere kızıp; bu topraklarda yaşayan ırkı, dili ve dini ne olursa olsun tüm vatandaşlar olarak, ülkemizin istikbalini düşünmekten bir an olsun bile vazgeçmeyelim. Bu topraklar hepimize yeter. Yeter ki biz bir olalım. (Yazının sonunu nasıl böyle bağladığımı, klavyeyi bırakınca fark ettim. Her defasında duygusal bir sonla bitirmekten bende bıktım ama, parmaklarım beni oraya götürüyor. İnşallah mutlu sonla biten memleket hikayeleri görmek ve yazmak bize de nasip olur.)

Neyse.

Her şeyin özü olarak, her zaman söylenmesi gerektiği gibi;

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.

28 Ekim 2015 Çarşamba

1 Kasım Seçimleri: 'Güvenli Bölge', IŞİD ve PYD

Türkiye'nin kötü giden dış politika hamlelerini düzeltmesi için bazı hamlelerde bulunması gerekiyor. Türkiye'nin Ortadoğu'da sorunsuz barınmasının yolu iç dinamiklerini sağlamlaştırmayla olacaktır. Türkiye Suriye konusunda okyanus ötesindeki yada Alplerin eteklerinde yaşayan hükümetler gibi tepki vermesi Türk dış politikası açısından felaketle sonuçlandı. Ama göremediği bir şey oldu. Komşu gürültü bile çıkarsa, rahatsız olacak kişi farklı mahalleden olmayacaktı. Rahatsız olacak kişi o olacaktı ve öyle de oldu. Türkiye komşusu Suriye'de ki iç savaştan ötürü rahatsız. Gürültü döndü dolaştı evimize girdi. Bu hem IŞİD eliyle, hemde PKK, dolaylı olarak da PYD eliyle oldu.

El Kaide'nin 2003 İstanbul Patlamalarından sonra nasıl El Kaide terörüne ülke içinde sessizce müdahalelerde bulunup, hücrelerini basıp, operasyonlarda bulunduysak; şuan IŞİD'e karşı da bu son zamanlardaki gibi operasyonlarda bulunmalıyız. Aslında IŞİD'in ülkemize sıçrayacağını 2014 yılındaki Türkiye Musul Başkonsolosluğu saldırısı sonrasında hepimiz anlamalıydık. En azından devleti yönetenler bunu anlayacak kudreti göstermeliydi. Konsolosluk çalışanlarının Türkiye'ye getirilmesinin abartılması kadar IŞİD sorgulansa ve karşısında tavizsiz durulsaydı bunlar olmayabilirdi.

Türkiye Suriye'de ki tüm muhalif gruplara çeşitli tavizler verdi. Bunlar için de IŞİD'de vardı, El Nusra'da, PYD'de. PKK'nın Suriye uzantısı olan PYD ile devlet olarak ilk resmi görüşmeyi yapan ülkenin Türkiye olduğunu ve şuan PYD'nin Suriye'nin kuzeyindeki yapılanma ve kantonlarına karşı Türkiye'nin politikalar ürettiğini görünce tabi ki insan hayret ediyor. Ekim 2014'te yani bundan tam bir sene önce, PYD'nin eş başkanı ile görüşen Türkiye görünürde bazı şartlar sundu. Öyle veya böyle PYD ile ya anlaşamadılar yada PYD 'koalisyon uçaklarının hava saldırılarına kara desteği verme' fikriyle ABD ile anlaştı. PYD Esad ile işbirliğinden ötürü hiçbir zaman Esad güçleriyle çatışmadı ve Suriye'de başlayan olaylar şiddetlenmeye başlar başlamaz, Suriye Ordusu Suriye'nin kuzeyinden askeri gücünü çekti. Bunu PYD ve Esad kaynakları da dillendirmişti. Suriye'nin kuzeyi hükümetin de dediği gibi bizim yani Türkiye'nin 'ulusal güvenlik meselesi'. Şuan sınırdaki tek IŞİD bölgesi olan Azez-Cerablus arasındaki bölgeye Başbakan'ın açıklamasına göre PYD sokulmayacak. ABD ve Rusya ile anlaşıldığı söyleniyor. IŞİD olacağına PYD olsun diye düşünen arkadaşların bazı şeyleri görmeleri gerekiyor. Türkiye orada IŞİD'in varlığını da kabul etmiyor, etmeyecek de. Şuan için o bölge planlanan 'Güvenli Bölge' alanı. Yani orası PYD'nin eline geçerse, Suriye sınırı PYD'nin yani PKK'nın kontrolüne geçecek demektir. PKK'nın ülke için tehdit boyutunu düşününce ve Suriye sınırının da Türkiye'nin en uzun sınırı olduğunu bilince, tehlikenin boyutlarını daha rahat görebiliyoruz.
PYD'nin Suriye'deki kontrol ettiği bölgeler ve olası 'Güvenli Bölge' alanı  
Güvenli Bölge Planının gerçekleşmesi şuan Türkiye'nin en büyük sorunu olan terör (IŞİD veya PKK) belasını frenlemesi için biçilmiş kaftan. Aynı şekilde bu plan ile Türkiye'de ki Suriyeli mülteciler sorununu da (Güvenli Bölgeye yerleştirilecek Suriyelilerle) belli bir oranda frenleyecektir. Bu plana İngiltere ve Fransa'nın açık desteği söz konusu. Ama son sözü Amerika Birleşik Devleri söyleyecek ve tabi ki piyangodan çıkan Rusya. Türkiye güvenli bölge taleplerini kabul ettiremezse dahi bu Azez-Cerablus arasındaki IŞİD kontrollü bölgeye bir şekilde müdahale edecektir/etmelidir. Eğer ki 'anlık' bir dış politika uygulamıyorsak ve Türkiye'nin geleceğini düşünüyorsak, burası PYD'nin kontrolüne geçmemelidir.

Genel olarak HDP ve PKK safları o bölge PYD'nin elinde olursa IŞİD ülkeye giremeyecek algısı oluşturuyor. Anlamamız gereken şey şu ki; PYD Azez-Cerablus arasındaki bölgeyi de alır ve kantonları birleştirirse, şuan için bir sıkıntı olmayacaktır belki de. PKK'nın şuan rahatça saldırılarda bulunamamasının en büyük sebebi de, belli bir gücünün Suriye'deki PYD saflarında olmasındadır. Ama dış politikayı da 'anlık' düşünemeyiz. Bu bölgenin PYD'nin kontrolüne geçmesi belki beş, belki on beş yıl sonra Türkiye'yi nasıl etkileyecek diye kendimize sormamız gerekiyor.
PYD kontrolündeki bir bölgeden.. (PKK ile PYD ayrıdır diyenlere küçük bir örnek)
Her halükarda bu bölge IŞİD'den de PYD'den de temizlenmelidir. Bu mesele AKP veya CHP meselesi değil, bu mesele Türkiye'nin geleceğinin meselesidir. Bu temizlik ise alenen savaş anlamı taşımıyor. ABD ve koalisyon güçlerinin hava saldırılarıyla PYD'nin karadan desteği nasıl PYD'ye kanton oluşturduysa, Türkiye'de bunu yapacaktır. Türkiye şuan ABD ve koalisyon güçlerinin hava desteğini alır ve karadan Türkmenler dahil ÖSO ile bu bölgede 'Güvenli Bölge' kurarsa, şahsen bu kötü giden dış politika hamlelerimize karşı hanemize artı olarak yansıyacaktır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da Rusya'nın ÖSO için 'Onlar terörist değil, görüşüyoruz' diye açıklamalarda bulunması. Bu gibi açıklamalar Rusya cephesini de düşündüğümüzde bu planın olabilirlik ihtimalini daha da arttırıyor.

Güvenli Bölge için şuan daha sağlam adımlar atılmıyorsa, bunun en büyük sebebi 1 Kasım seçimleridir. Seçimlerde kim iktidar olursa olsun bu 'Güvenli Bölge Planı' eyleme dökülmelidir. Yeniden söylemek gerekirse bu plan ne AKP hükümetinin, ne de seçim sonuçlarıyla kurulacak yeni hükümetin planıdır. Bu plan Türkiye'nin Ortadoğu'da ki kötü giden dış politikasını az da olsa düzeltebilecek ve Türkiye'nin geleceğini etkileyecek bir plandır. Siyasi parti gözüyle bakarsak da HDP dışındaki diğer üç parti bu plana destek verecektir.

Yazının sonlarına gelirken bir noktaya daha değinmemiz gerekiyor. IŞİD ile PKK arasında hiçbir fark yoktur. Biri kafa keser bunu internete servis edip reklam yapar, diğeri de kafa keser yada sadece silah kullanır. Terörün adı birdir, değiştiği görülmemiştir.

Az çok beni tanıyanlar, meselelere parti gözüyle bakmayacağımı bilirler. Burada bir taraf olun demiyorum ve bende bir tarafı benimseyip yazmıyorum. Anlaşılmak için söylemek gerekirse, benim tarafım bu topraklar ve bu ülke. Bu ülkenin geleceği için AKP, CHP, MHP ve HDP fark etmez, her tarafın içinde olabilirsin. Ama bu ülke senin. Hükümet kim olursa olsun; gerek Kılıçdaroğlu, gerek Bahçeli, gerekse şuan ki hükümet. Yanlış yapanın yanlışını söylemeyen, yanlışını görmezden gelen kişi en büyük şerefsizdir. Ama unutmamamız gereken şey ise hükümetler bu evin kiracısıdır. Öyle veya böyle bu hükümetler gidecek ama ev sahipleri olan bizler hep burada kalacağız. Onun için dikkatli olmalıyız. Hükümeti eleştirmek; binlerce insanı öldüren, çocukları savaştıran, ülkeyi otuz yıldır maddi manevi zarara uğratan, ideolojik faşist bir terör örgütü olan PKK ve onu destekleyenlere sempati besletiyor ise, orada bir oturup düşünmemiz gerekiyor. Kutuplaşma geçen aylardaki PKK teröründe bile kendini gösteriyorsa, bizler için sıkıntılı günler yakın demektir.

Toparlayacak olursak 1 Kasım seçimlerinin sonuçları ne olursa olsun, Türkiye'nin sorunları bellidir. Seçimler için oy oranları veremem ama AKP > CHP > MHP > HDP diye oy oranlarının gideceğini herkes gibi bende söyleyebilirim. Küçük bir ihtimalde HDP MHP'yi geçebilir. Bu sonuçlara göre de ya koalisyon yada AK Parti'nin tek başına iktidarlığı konuşulacaktır. Türkiye'nin belli olan sorunlarının da bir kısmı için AK Parti tek başına iktidar da olsa, koalisyon da kursa 'Güvenli Bölge' kesinlikle olmalıdır. Yadsınamayacak bir gerçek olarak da ülkemizde ki 'kutuplaşmayı' ortadan kaldırmak da, Erdoğan'ın sert söylemlerini bir tarafa bırakmasıyla aşamalı olarak ortadan kalkacaktır. Seçim sonrası koalisyon kurulacaksa da kutuplaşmaya çözüm açısından bakarsak bu koalisyon AKP-CHP koalisyonu olmalıdır. En azından denenmelidir.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.

10 Ekim 2015 Cumartesi

Ankara'da ki Patlama Üzerine

Ankara'da bomba patladı. Onlarca ölü var. Ama bizlerin derdi ölen insanları konuşmaktansa 'particilik' yapmak oluyor. İşte Türkiye'nin sorunu tam da bu.

Sağ ölür, sol susar.

Sol ölür, sağ susar.

Burada sağ-sol ayrımı yapmıyorum, sağ veya sol ölmüyor. Acıtasyon değil bu, insanlık ölüyor.

Klavye başından suçlu buluyoruz, birilerini suçluyoruz, ideolojik yorumlarda bulunuyoruz. Terörün adı PKK, IŞİD, DHKP-C vs. ne olursa olsun, ölenin kimliğine bakmayı nereden öğrendik biz? Masumun kimliğine mi bakılırmış?

Bugün susarsan, yarın sen ölürsün, yakının ölür. Siyasi görüşün ne olursa olsun, sen de ölürsün. Teröre susarsan ölürsün. Terörü desteklersen ölürsün. İnce çizgiyi görmek lazım. Teröristin kolundan ayrılmayan siyasilerin oy devşirme çabalarını ve istihbarat zafiyetlerini görüyoruz dimi? Ankara'nın yani başkentin en önemli noktası. Bombanın patladığı yer MİT'e 3 km, adliyeye ve emniyete 1 km uzaklıkta.

Suriye'de yüz binlerce masum ölürken 'onlar' sustu diye susuyorsun ve konuşursan 'onlara' destek verecekmişsin gibi düşünüyorsun dimi? Çünkü 'onlar' da senin hassasiyetlerine sustu? Yasin Börü, Suriye gibi.

İşte, insanlık burada başlıyor!

Benim lafım bomba patladıktan sonra konuşmayanlara olduğu kadar, şimdi konuşan ama dün konuşmayanlara.

Benim lafım PKK saldırınca susanlardan, şimdi konuşanlara.

Benim lafım vicdansızlara!

Bu ülke teröre karşı dik duranların ülkesidir. Terörün adı değiştikçe terörü kınayanların değil.

Allah ülkemizin yardımcısı olsun.